Dr. İbrahim KARAER

 

Özet: Yassıören, XV. ve XVI. yüzyıllarda Uluborlu kazasına bağlı en büyük köy iken, XIX. yüzyılda Senirkent ve Büyükkabaca köylerinden sonra üçüncü sıraya gerilemiş; 1880 yılında Senirkent nahiyesine, 30 Haziran 1952 tarihinde Senirkent ilçesine bağlanmıştır. Yassıören köyünde 1967 yılında belediye teşkilatı kurulmuş, ancak nüfusu 2000’nin altına düşmesinden dolayı 30 Mart 2014 tarihinde tekrar köy statüsüne dönüşmüştür. Yassıören, Gelincik Dağı ve Kapı Dağı sırasının kuzey eteklerindeki düzlükte, Değirmen Deresinin birikinti konisi üzerinde kurulmuştur. Yassıören’in batısında Senirkent ilçe merkezi, doğusunda Ortayazı köyü, kuzeyinde Senirkent ovası yer alır. Verimli topraklara sahip olan köy, Senirkent-Barla-Eğirdir, Senirkent-Barla-Isparta yolu üzerinde bulunmaktadır. Senirkent ilçe merkezine 5 km, Isparta il merkezine 80 km mesafededir.  

İlk Çağda Yassıören

Yassıören, bölgede tarihi hakkında bilgi sahibi olduğumuz en eski yerleşim birimidir. Yassıören sınırları içinde bulunan Kırbağlar ve Mandas höyükleri buradaki ilk çağ yerleşimlerine işaret etmektedir. Yassıören’de bulunan Kırbağlar Höyüğünde M.Ö. 3000 yıllarına uzanan yerleşim ve uygarlık izlerine rastlanmıştır. Yassıören’in yaklaşık 5000 yıllık bir geçmişi vardır.

Höyük kelimesi, Türkçe sözlükte; “kazılınca çoğu kez altından eski yapı kalıntıları ve eski eserler çıkan yayvanca toprak tepe” olarak tarif edilmiştir (Türkçe Sözlük, 1974: 385). Senirkent ovasında dokuz adet höyük mevcuttur. Bu höyükler, 1940’lı yıllarda arkeolog Kemal Turfan tarafından ince­lenmiştir. Kemal Turfan, Senirkent Sempozyumunda sunduğu “Senirkent’in Tarihçesi” adlı tebliğde; Senirkent ovasındaki tarih öncesi yerleşim yerleri hak­kında bilgi verirken höyüklerin yerlerini tarif etmekle yetinmiştir (Turfan, 1996: 25). 1960’lı yıllarda bölgede araştırmalar yapan J. Mellaart ve D. French, Garip, Ulağıtepe ve Gençali (Göl Kıyısı) höyüklerini incelemişler ve araştırma sonuçlarını yayımla­mışlardır (Melleart, 1962: 196-197). Senirkent ovasındaki höyüklerle ilgili araş­tırma yapan Prof. Dr. Mehmet Özsait; bu araştırmanın sonuçlarını “1987 ve 1988 Yılı Senirkent Çevresi Tarih Öncesi Araştırmaları“ adlı tebliğinde sunmuştur (Özsait, 1990: 381-383).

Kırbağlar Höyüğü

Kırbağlar höyüğü, Yassıören köyü sınırları içinde bulunmaktadır. Yassıören’in 1,5 km. kuzey­batısındaki höyük, Kırbağlar adını taşımaktadır. Üzerinde tarım yapılan ve yaklaşık 100x125m. boyutunda olan Kırbağlar Höyüğü, ova yüzeyin­den 5 metre kadar yüksekliktedir. Mehmet Özsait tarafından bu höyük yüze­yinde tespit edilen keramiklerin önemli bir kısmı İT1 (İlk Tunç Çağı birinci safhası M.Ö.3300/3000-2600) ve İT2 (İlk Tunç Çağı İkinci safhası M.Ö.2600-2400) yerleşmesine aittir. Ayrıca az sayıda da Kalkolitik Çağ özellikleri taşıyan keramikler vardır. Çoğunluğunu kahverengi hamurlu, ince taşcıklı, bitki katkılı ve kırmızı boya astarlıların oluşturduğu keramikler iyi pişmiş ve iyi açkılanmıştır. Özsait yaptığı araştırmada; İT1 safhasında yoğun bir yerleşmenin olduğunu ve İT2’de de bu durumun korunduğu, fakat İT3’den sonra yerleşmenin terk edildiği görüşündedir (Özsait, 1990: 382).  Kırbağlar Höyüğü, Antalya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunun 22.05.1990 tarih ve 760 sayılı kararıyla 1. derece arkeolojik sit olarak tescil edilmiştir.

Mandas Höyüğü

Mandas höyüğü, Yassıören köyü sınırları içinde bulunmaktadır. Mehmet Özsait, bölgede yaptığı araştırmalarda; Senirkent’in doğusunda, Yassıören’in 2 km. güneyinde, Değirmen Deresi ile Derinöz Deresi arasında, Senirkent Dağı’nın (Beşparmak uzantılarından olan Dikmen Tepe ile Bardak Dağının bir sur gibi çevirdiği alanın kuzeyindeki Mandas Kırı mevkiinde bir İTÇ (ilk tunç çağı M.Ö.3300/3000-2600) yerleşmesi tespit etmiştir. (Bu yerleşme­nin hemen yanında Tymandos şehrinin kalıntıları bulunmaktadır.) Mandas Höyük yüzeyinde az sayıda tespit edilen keramikler, hemen yakı­nında bulunan Kırbağlar keramikleri ile aynı ortak özellikleri yansıtmaktadır (Özsait, 1990: 383).

Yassıören’de bazı Frigce, ya da karışık yazıtlar bulunmuştur (Baş, Haziran 2002: 3). Bu buluntular, M.Ö. VIII. Yüzyılda Yassıören’deki Frig hakimiyetini veya Friglerin bölge kültürüne etkisini göstermektedir. M.Ö. 696 yılında Lidyalılar bölgeye hakim olmuşlarsa da, Tymandos (Yassıören)’da Lidya ile ilgili herhangi bir kalıntı yoktur. M.Ö. 546 yılında bölgeye Persler hakim olmuştur. Topraktepe’deki Tümülüsten çıkarılan steller ve sfenkste Grek-Pers etkisi görülmektedir (Baş, Haziran 2002: 3-4).

Roma hakimiyeti döneminde (M.Ö. 133 – M.S. 395) bölgede bulunan Apollonia (Uluborlu), Tymandos (Yassıören), Talbonda (Ayazmana) ve Harmala şehirleri en parlak dönemlerini yaşamıştır. Kemal Turfan’a göre; Tymandos, önceleri Kırbağlardaki höyüğün bulunduğu yerde iken, önce güneye doğru yayılmış, Roma’nın son çağlarında dağların eteğine doğru Değirmen Kırı (Mandas Kırı – Ultarlı – Kirazlık) denilen bölgeye taşınmıştır.  Talbonda, bugünkü Ayazmana olarak adlandırılan yerde idi. Harmala şehrinin yeri tespit edilememiştir. Roma döneminde Apollonia ve Tymandos’a şehir statüsü verilmiştir (Turfan, 1996: 34). Tymandos’un M.S. 297 ile 305 yılları arasında şehir statüsü kazanmasına kadar olan zaman diliminde vadinin tamamının Apollonia sınırları içinde olduğu bilinmektedir. Ancak, yukarıda verdiğimiz tarihlerden sonra Tymandos’un sınırları içinde kalan toprakların sınırları bilinmemektedir (Özsait vd., 25.03.2014).

W. Ramsay, “Anadolu’nun Tarihi Coğrafyası” adlı eserinde; Eğirdir gölünün batısında Psidia bölgesinde yer alan klasik çağdaki yerleşim merkezleri ile ilgili olarak Apollonia ve Tymandos’tan söz eder (Ramsay, 1960: 446-448). Sterret, Tymandos’u Uluborlu’nun dört saat doğusunda bulmuştur. Tymandos, şehir derecesine putperest imparatorlardan biri zamanında yükselmiştir. Bu imparatorun Diocletian veya Maximian olması muhtemeldir. Talbonda, Ravennalı coğrafyacının eserinde Talbinda olarak gösterilmiştir. Ramsay, Tymandos ile Talbonda’nın aynı yerleşim yeri olduğu kanısındadır. Ancak W. Ruge, onun görüşüne karşı çıkmakta, bunların iki ayrı yerleşim merkezi olduğunu iddia etmiştir (Karaer, 2011: 27-28). Prof. Dr. Veli Sevin ise, Tymandos ve Talbonda’nın büyük bir ihtimalle aynı şehir olduğunu söylemiştir: “Psidia bölgesinin kuzeybatı bölgesindeki Apollonia’dan (Uluborlu) bazen bir Frigya kenti olarak söz edilir. I. Seleukos Nikator tarafından kurulan kent önceleri Mordianion adını taşımaktaydı. Hıristiyanlık döneminde ise Sozopolis adıyla piskoposluk merkeziydi. Bunun biraz doğusundaki Tymandos (Yassıören) da Hıristiyanlık döneminde Antiokheia (Yalvaç) Metropolitliğine bağlı piskoposluk merkezleri arasındaydı. Buranın Ptolemaios’un sözünü ettiği Talbonda ile eşitliği güçlü bir olasılıktır.”(Sevin, 2001: 157).

Talbonda Antik Kenti

Kemal Turfan’a göre; klasik çağda Ayazmana’nın adı Talbonda idi. Bizans çağında ise Tymandos ile birlikte bir piskoposluk merkezi idi (Turfan, 9 Aralık 1972: 3). Eldeki bilgiler, Ayazmana’nın Klasik Çağda ve Hıristiyanlık devrinde kutsal bir mesire yeri olduğunu göstermektedir. Sterrett, 1880 yılında Ayazmana’yı dağın eteğinde, ağaçlar ve bahçeler arasında güzel bir tekkesi olan köy olarak tanımlamaktadır (Sterret, 1888: 406). Ramsay, 1888 yılında burada Latince bir kitabe gördüğünü ve bu kitabede “Herculi Restitutori C. Julius Hilarios / İhya edici Herkül’e C. Julius Hilarios” yazdığını belirtmiştir (Ramsay, 160: 449). Bu kitabenin, Isparta Müzesinde olduğu söylenmektedir. Kemal Turfan, Herculi Restitutori’ye atfedilen kutsal yer inancının, Zekeriya Sultan ile yer değiştirmiş olabileceğine işaret eder (Turfan, 9 Aralık 1972: 3).

Tymandos Antik Kenti

Tymandos antik kenti, tarihte değişik adlarla anılmıştır. Tymandi, Timanadorum, Timainidorum, Tymanadorum, Tymapodurum, Talbonda bunlardan bazılarıdır (Baş, Ocak 2002: 4). Ancak, bu antik kent daha çok Tymandos adıyla anılmıştır. Kemal Turfan, Tymandos antik kentinin ortaya çıkarılışı ve bu şehrin özellikleri hakkında şu bilgileri veriyor: 1880 yılında Yassıören’e gelen klasik çağ tarihçilerden Sterrett, burada Tymandos ismini ihtiva eden ve bugün Isparta Müzesinde sergilenen bir kitabe buldu. Diğer taraftan Yassıören’in güneyine düşen ve şimdiki Yere Giren Değirmeni ile Ayazmana arasında bulunan sahaya halkın Mandas Kırı adını verdikleri dikkatini çekti. İşte bu iki gözlem sonunda Yunan Roma çağının Tymandos şehrinin Yassıören’de bulunduğunu ortaya çıkardı. Kendisinden sonra buraya gelen diğer meslektaşları da onun bu fikrine iştirak ettiler. (Turfan, 9 Aralık 1972: 3).

Mandas Kırı, Yassıören’in 2 km güney batısında dağın eteğinde yer alır. Doğusunda Sığırcık Tepesi ve Değirmendere, batısında Yarıkkaya bulunur. Günümüzde antik kentin ören yeri derelerden gelen kum ve çakılların altında kalmıştır. Önceden de yağmalanmıştır.” (Baş, Nisan 2002: 6). Mehmet Özsait, Değirmen Deresinin batısında yer alan Mandas Kırı’na lokalize edilen ve İmparator Caracalla, daha sonra da, Diocletianus dönemlerinde önemli bir konuma gelen antik Tymandos kentinin, bu durumunu yansıtan yazıtların ve ele geçen diğer belgelerin ışığı altında tarihini yazdığını belirtmiştir (Özsait, 2009: 129,130). Özsait’in bahsettiği; Hadrien Bru, Guy Labarre ve Mehmet Özsait tarafından hazırlanan bu çalışma; “La Constitution civique de Tymandos” adı ile Paris’te 2009 yılında Institut Français d’Etudes Anatoliennes Georges-Dumezil  tarafından yayımlanan “Anatolia Antiqua” adlı kitabın 187-207. sayfalarında yayınlanmıştır.

Delipınar (Topraktepe) Tümülüsleri

Tümülüs kelimesi, “bir mezarın üstünü örten büyük toprak ve taş yığını olarak” tarif edilmiştir. Tümülüs, mezar odasının üzerine konik bir toprak tepe yığılarak meydana getirilir. Mezar sahibinin önemine göre, yüksek veya alçak olabilir (Meydan Larousse, c.12: 36). Senirkent ilçesinde Yassıören köyü Delipınar mevkiinde 5 adet, Gençali köyü Çeştepe’de 2 adet tümülüs tescil edilmiş ve Isparta Kültür Envanterinde yer almıştır. Bölgede yüzey araştırmaları yapan Prof. Dr. Mehmet Özsait, Uluğbey köyünün 15 km. kuzeyinde, Koru yaylasının 500 metre batısında, Elma Ağacın Düz mevkiinde dağıtılmış bir tümülüs daha tesbit etmiştir (Özsait, 2009: 129-130).

Delipınar (Topraktepe) Tümülüsleri, Yassıören köyünün iki kilometre doğusunda, Delipınar mevkiinde Senirkent-Isparta karayolunun hemen kıyısında bulun­maktadır. Delipınar su kaynağının başında bulunan Topraktepe’de iki tümülüs ve yedi sekiz tane mağara vardır. Isparta Kültür Envanterinde Topraktepe Tümülüs­leri hakkında ayrıntılı bilgi verilmiştir.

I Nolu Tümülüs: Yassıören’den Ortayazı köyüne giden yolun sağında, kayalık tepenin batısında bulunmak­tadır. Yığma tepenin en üst noktasında Harita Genel Müdürlüğünün nokta alma yuvası vardır. Tümülüsün çapı 30 metre civarında olup, güneybatı cephesinde yer yer kaçak kazı çukurları mevcuttur. Tümülüsün mezar odası eğer Antik Çağda soyulmadı ise genel görünüm itibariyle sağlam gibi gözükmektedir.

II Nolu Tümülüs: Yassıören’den Ortayazı köyüne giden yolun sağında, kayalık tepenin batısında I nolu Tümülüsün yaklaşık 30-40 metre batısındadır. Bu tümülüsün üç tarafı kayalıkla çevrilidir. Tümülüsün güneybatı kısmında ve tepe noktasında kaçak kazı çukurları mevcuttur. Bu tümülüsün mezar odası 1962 yılında kaçak kazı ile açılmış ve dromos kısmından çıkan anthemionlu bezeme ile biten iki adet uzun stel bir adet dikdörtgen prizma biçimli alınlıklı stel olmak üzere toplam üç adet eser yakalanmıştır. Her üç eser de Geç Arkaik Döneme (M.Ö. 530-510) tarihlenir ve önemli eserlerdir (Isparta Kültür Envanteri, 2010: 201). 2002 yılından beri Isparta Müzesinde sergilenen bu eserler, Pisidia bölgesinin il sınırları içinde çıkan Greko-Pers üslu­bundaki ilk örnekleri olup, çok büyük öneme sahiptirler. Bu Tümülüslerden birinin açılan mezar odasının kesme taşlardan yapılmış olması nedeniyle her iki mezarın da Lidya Tümülüsü tarzında olduğu düşünülmektedir. Her iki tümülüsün üzerinde kaçak kazı çukurları mevcuttur. Delipınar (Topraktepe) Tümülüsleri, Antalya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 29.06.2004 tarih ve 6357 sayılı kararıyla tescil edilmiştir (Isparta Kültür Envanteri, 2010: 82).

Yassıören tümülüsünden çıkarılan eserler hakkında Kemal Turfan şunları söylemiştir: “Akamanişler (Persler M.Ö. 543-333) zama­nında da bölgemizde önemli yerleşme yerlerinin bulunduğu anlaşılmakta­dır. 1962 yazında eski eser kaçakçıları tarafından yapılan kaçak kazıda Delipınar mevkiindeki iki tümülüsten birinden çıkarılan ve haber alınması üzerine Müzeler Genel Müdürlüğü adına tarafımızdan alınıp Turan İlko­kulu bahçesine getirilen mermer kabartmalar bu dönemin en güzel eserle­ridir. Bu kabartmalardan biri, 1.02 m. genişlik, 1.47 m. yükseklikte, üçgen alınlıklı, bir sıra yumurta, bir sıra inci kabartması altında saçları dalga dalga taranmış insan başlı, kanatlı ve arslan vücutlu bir sfenkstir. Halen Ankara’daki Anadolu Medeniyetleri Müzesinde bulunan ve Karkamış’tan getirilmiş olan M.Ö. VIII. yüzyıla ait sfenksin etkisini taşımakla beraber çok daha sonralarına, Greko-Pers dönemine, M.Ö. IV. Yüzyıla tarihlen­mektedir. Bu sfenksin yanında, yelpaze şeklinde uçları işlemeli, 2.48 m. uzunluk, gövde kısmı 0.62 m, yelpaze kısmı 0.82 m. genişlikte iki stel bulunmuştur. Bu stellerin gövde bölümünün yüzleri düzdür. Marmara güneyinde, Mudanya yakınında Daskyliun Harabesinde bulunan benzeri steller de Greko-Pers dönemine aittir ve M.Ö. IV. Yüzyıla tarih­lenmiştir. Ancak, bu stellerin gövde kısmında cenaze taşıyan bir araba ve arkasında cenaze alayı bulunduğu halde, Delipınar stellerinin yüzlerinde hiçbir kabartma yoktur. Bu durum belki de stelin işlemelerinin tamamlan­madı­ğını gösterir.” Turfan, Delipınar’daki iki tümülüsün, Tymandos şehrinin ileri gelenlerine ait mezarlar olduğunu söylemiş; bu tümülüslerin birinden çıkan eserlerin, hem doğu, hem de batının izlerini taşıdığını belirtmiştir. Turfan’a göre bunun sebebi; Perslerin idaresi altındaki Anadolu’da Yunanlı sanatkârların da çalıştırılmış olmasıdır (Turfan, 1996: 25 ve 15 Aralık 1973: 3). Bilge Hürmüzlü’ye göre; Lydia’nın Pers egemenliğine girdiği bir döneme ait olan bu steller, muhtemelen Persli bir yöneticiye veya ailesine ait tümülüslerde kullanılmış olmalıdır (Hürmüzlü, 2013).

Yassıören köyü Delipınar mevkiindeki iki tümülüse ilave olarak üç tümülüs daha tespit edilmiş ve bunların 2010 yılında tescili yapılmıştır. Isparta Kültür Envanterinde “III, IV ve V Nolu Delipınar (Topraktepe) Tümülüsleri” olarak adlandırılan bu tümülüsler; I ve II Nolu Topraktepe Tümülüslerinin yaklaşık 500 metre güneyindeki kayalık yükseltide bulunmaktadır. III ve IV Nolu Tümülüsler: Kayalığın güneydoğu yamacına dayandırılmış ve el büyüklüğündeki taşlarla yığılmış, birbirini takip eden iki yükselti şeklindedir. Üzerinde yapılan kaçak kazılarla, dromos ve girişe ait kısımlar açığa çıkmıştır. Bu kısımların ana kayaya oyulduğu görülmektedir. V Nolu Tümülüs: III ve IV Nolu Tümülüslerin 150 metre batısında yer alır. Küçük bir yükselti halindeki V Nolu Tümülüs toprak örtülüdür ve üzerinde kaçak kazıların izleri mevcuttur. Topraktepe Tümülüslerinin bulunduğu yer, büyük bir yerleşimden çok, nekropol (mezarlık) izlenimi vermektedir. Bu Tümülüsler, her türlü tahribata açıktır (Isparta Kültür  Envanteri, 2010: 96).

Yassıören ve çevresinde kaçak kazı çalışmalarının günümüzde de devam ettiği görülmektedir. Mehmet Özsait, 2008 ve 2009 yıllarında Yassıören’de yaptığı yüzey araştırmalarında; Delipınar Tümülüslerinin yoldan bakıldığında ikincisinin kaçak kazılarla tahrip edildiğini ve dromos aşılarak mezar odasına girildiğini belirtmiş, burada kurtarma kazılarının yapılmasının çok yararlı olacağını söylemiştir (Özsait, 2009: 129-130). Özsait, Senirkent ilçesinde yüzey araştırmalarını sürdürmektedir. Özsait Başkanlığında bir heyet tarafından 2013 yılında Yassıören’de yapılan yüzey araştırmasında; Tymandos’dan taşınan ve daha önce yayımlanan eserlerden farklı olarak türbede ve çeşmede devşirme olarak kullanılmış dört kapı taşı ile bir sunak görülmüştür (Özsait vd. 25.03.2014). İsmet Baş, “Göde’nin İni” olarak adlandırılan inin mutlaka incelenmesi gerektiği görüşündedir. Çünkü bu incelemenin sonucunda Höyüktekinden daha eski yerleşme izlerine rastlanabilecektir (Baş, Nisan 2002: 5).

Yassıören ve bölge tarihinin araştırılması konusunda yabancıların daha çok ilgili oldukları görülmektedir. 1880 yılında R. S. Sterrett, 1888 yılında W. Ramsay, 1930 yılında W. M. Calder bölgede araştırma yapmışlardır. 1994 yılından beri bölgede çalışmalar yapan Fransız Profesör Thomas Drew-Bear, 2000 yılında Yassıören’i ziyareti sırasında Sığırcık Tepesinde bir Bizans Kalesinin kalıntılarını tespit etmiştir (Baş, Ocak 2002: 4-5). David French, Yassıören köyünde iki adet miltaşının varlığından söz etmiştir (French, 1988: 155-156).

1880’li yıllarda Senirkent ve çevresinde araştırmalar yapan Sitlington Sterrett, Yassıören köyünde yaptığı araştırmada; Caminin duvarında, sokağın köşesindeki “Roman Milliarium” olarak adlandırdığı taş, dibek taşının karşısında duran bu taşın üzerinde iki ayrı kitabe, caminin duvarında ve köşesinde, batıdaki mezarlıkta bulunan 8 adet büyük ve küçük sütunlar, bir bahçenin duvarında, sokaktaki debik taşı, Tekke’deki oturakta, cami ile Tekke arasındaki küçük mezarlıktaki yazıtların kopyala­rını yayımlamıştır. Yassıören’deki yazıtlar, 1 ila 36 satır arasında değiş­mektedir. En uzun kitabe, S. Sterrett’in tarihi öneminden bahsettiği Tymandos ile ilgili kitabedir (Sterrett, 1888: 387-399). Delipınar (Topraktepe) tümülüsünden çıkarılan eserler ile Sterret’in Yassıören köyünde tespit ettiği kitabelerden bir kısmı Isparta müzesinde koruma altına alınmıştır.

1924 yılında Yassıören köyünde inceleme yapan öğretmen Kenan Hakkı Tunç, bu gezi esnasında; cami duvarında, kabristanda ve şuraya buraya atılmış çok kıymetli eserler gördüğünü; Hitit, Frigya, Roma ve Bizans’a ait oldu­ğunu tahmin ettiği bu eserlerin yazı ve resimlerini kopya ettiğini söylemiştir (Tunç, 17 Temmuz 1954). Ancak Kenan Hakkı Tunç, bu tespitlerini yayınlamamıştır.

Yassıören (Yassıviran) Adının Kaynağı

Yassıören köyünün adı, Osmanlı arşiv belgelerinde 500 yıl boyunca “Yassıviran” olarak geçmektedir. İsmet Baş’a göre; Yassıören halkı arasında köyün eski adının “Yassıgüme veya Timandos” olduğu kanısı yaygındır. Selçuklulardan günümüze Yassıören, “Yaztü Viran, Yassı Veran, Yassı Viran” olarak adlandırılmıştır. Her birinin anlamı “düzlükteki ören yeri” demektir (Baş, Ocak 2002: 4). Kenan Hakkı Tunç, 1954 yılında Hür Senirkent gazetesinde, Yassıviran köyünden “Yassıveren” olarak söz etmiştir.

1880 yılında Senirkent ve çevresinde araştırmalar yapan Stlington Sterrett, Yassıören’i ziyaret etmiş, bu ziyareti sırasında Yassıören adının ne anlama geldiğini köylülerle konuşmuştur. Sterrett, bu görüşme ile ilgili “köyün telaffuzu “Yassü Veran”dır. Bazıları bunun Yatsı namazına izafeten “Yatsü Veran” olduğunu; bazı köylüler ile imamın; köyün gerçek ve doğru isminin “Yaztü (=flat) Veran” olduğunu söylediler” şeklinde bilgi vermiştir (Sterrett, 1888: 383,387).

Yassıören köyünün, Yassıviran adını almasıyla ilgili şu olay anlatılır: Köyün adı önceleri Yassıgüme imiş. Höyükten Ayazmanaya üç kilometrelik mesafede Yassıgüme’nin evleri çok genişmiş. Höyükten yola çıkan topal bir keçi, damdan dama atlayarak Ayazmana’ya varırmış. Bir gün Yassıgüme’ye hastalık gelmiş, insanların çoğu ölmüş; köy bakımsızlaşmış ve viran olmuş. Daha sonra hastalığı atlatan insanlar, köyü yeniden imar etmişler ve köyün adı bundan dolayı Yassıviran (Yassıören) olarak değişmiştir (Yıldırım, 2006: 170). Bu rivayetin tarihi gerçekleri yansıttığını söyleyebiliriz. İlk çağlarda ve Roma döneminde Höyük’ten, Ayazmana’ya oradan da Mandas kırına kadar uzanan geniş bir alanda bakımlı bir şehir olan Tymandos, zamanla dağılmış, viran olmuştur. Türkler 1182’de Uluborlu ve çevresini fethettiklerinde, Tymandos şehrinin üzerinde veya yakınında Yassıviran adını verdikleri köyü yeniden kurmuşlardır.

Yassıviran’ın Tymandos antik kentinin bulunduğu yerde veya yakınında kurulduğuna işaret eden Kadir Karacan; Yassıviran adının “Yad” kelimesi el, viran kelimesi de ören yerine kullanılmaktadır. ‘Yaddıviran’ mana olarak, yabancının viranı üzerine kurulan bir yerleşim yerine verilen adı çağrıştırıyor olabilir” şeklinde açıklamıştır (Karacan, 2012: 57).

Köyün adı 1500’lü yıllardan 1959 yılına kadar Yassıviran olarak kullanılmıştır (Çetin, 2002: 124). Yassıviran adının, Yassıören olarak hangi tarihte değiştirildiği kesin olarak tespit edilemedi. Türkiye’de günümüzde Adana Karataş, Afyon Başmakçı, Ankara Kazan, Balıkesir Dursunbey, İstanbul Arnavutköy, Konya Derbent, Osmaniye Karaman ve Zonguldak Devrek ilçelerine bağlı Yassıören adlı köyler bulunmaktadır.

Yassıören Nerede, Nasıl ve Ne Zaman Kuruldu?

Yassıören’in Tymandos antik kenti üzerinde veya yakınında kurulduğu fikri genel kabul görmüştür. İsmet Baş’a göre; Yassıören, Tymandos antik kentinin üzerinde kurulmuştur (Baş, Ocak 2002: 4). Kadir Karacan konuya biraz daha ihtiyatlı yaklaşarak Yassıören’in Tymandos antik şehrinin bulunduğu yerde veya yakınında kurulduğunu söylemiştir (Karacan, 2012: 57).

Anadolu’nun fethinde Türklerin iskanı sırasında şu hususlar dikkat çekmektedir: Selçuklu döneminde yeni bir yerde, yeni bir köy oluşumu çok sık görülmektedir. Türklerin viran köylerin bulunduğu yerlere de yerleştikleri görülmektedir. Ancak mamur köylerde Türk yerleşmesine pek rastlanmıyor (Baykara, 1990: 78). Senirkent ve Garip köyleri Selçuklu dönemindeki yeni Türk yerleşimlerine; Yassıören köyünü de viran köylerdeki Türk yerleşmelerine örnek gösterebiliriz.

Yassıören’in Türklerin egemenliğine girdiği 1182 tarihinde mamur veya viran bir köy olduğu hakkında kesin bir şey söylemek mümkün değildir. Kadir Karacan XII. yüzyılın başında Tymandos’da Hıristiyanların küçük gruplar halinde yaşama ihtimalinden söz etmiştir (Karacan, 2012: 11). Mamur köylerde Türk yerleşmesine pek rastlanmadığı dikkate alınırsa, Türklerin bu bölgeyi fethettiklerinde Tymandos’un mamur bir köy olmadığı söylenebilir.

Necdet Çelikdönmez, “Yassıören Tarihi” adlı kitabında; Yassıören’in, Anadolu Selçukluları döneminde Oğuz Türklerinin Bozoklar koluna bağlı Kargın aşiretinin iskân alanı olduğunu belirtmiştir. Baba Kargın’ın Oğuz Türklerinin Bozoklar kolundan olduğuna dair “Oğuzname”de bilgiler mevcuttur. Bozoklar’ın Yıldızhan soyundan olan Kargınlar, şölenlerde uzun yemeklerden sorumluydu. Eski Türkçe’de Kargın; yemeği, aşı çok olan, halkı doyurucu anlamına gelmektedir (Çelikdönmez, 2002: 17). Bugün Yassıören kasabasında türbesi bulunan Bektaşi dervişi Karkın Baba öncülüğünde Yassıören’e yerleşen Karkın oymağının buraya hangi tarihte yerleştikleri tam olarak bilinmiyor. İsmet Baş, Karkınlar’ın Yassıören’e 1220-1232 yıllarında yerleşmiş olabileceklerini belirtmiştir (Haziran 2002: 6). Kadir Karacan, Yassıören’’nin bölgede kurulan ilk Selçuklu köylerinden biri olduğunu işaret etmiş ve köyün kuruluşu ile ilgili olarak şu tespiti yapmıştır: Yassıören’in kuruluş tarihi kesin olmamakla birlikte 1300 tarihinden öncedir (Karacan, 2012: 57).

Uluborlu ve Senirkent ovası 1182 tarihinde kesin ve kalıcı olarak Türk egemenliğine girmiştir. Verimli topraklara ve bol su kaynaklarına sahip Yassıören bölgesinin fetihten sonra uzun süre boş kalması düşünülemez. Yassıören’e Türk yerleşmesini Karkın aşireti ile sınırlandırmanın doğru olmadığı kanaatindeyiz. Bu yerleşmenin, 1182 tarihinde veya bu tarihten daha önce 1074’lü yıllarda olduğunu söylemek de mümkündür. Çünkü, Bizans ile Selçuklu devleti arasında birçok çekişmelere sahne olan bu topraklara, Türklerin 1074’lü yıllardan itibaren yerleşme ihtimali kuvvetlidir. Ancak, bölgenin 1120 tarihinde Bizans hakimiyetine girmesinden dolayı bu yerleşmelerin kalıcı olmama ihtimali vardır. Biz, Yassıören’deki kalıcı Türk yerleşmesinin 1182 tarihinde ve bu tarihten kısa bir sonra gerçekleştiğini düşünüyoruz.

Yassıören Köyünde Yaşanan Bazı Olaylar

Osmanlı döneminde Yassıören köyü ile ilgili yazılı bilgileri ilk kez XV. yüzyıl tapu tahrir defterlerinde buluyoruz. Yassıviran, XV. ve XVI. yüzyıllarda Uluborlu kazasına bağlı büyük bir köy olup, Senirkent ovasında Pazar kurulan önemli bir yerleşim merkeziydi. XIX. yüzyıla gelindiğinde Yassıören köyünün eski gücünü kaybettiğini görüyoruz.

Yassıören köyünde yaşanan tarihi olaylardan bazıları şunlardır: Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivinde bulunan A.DVNSMHM.d 34-110 numaralı defterde kayıtlı H.20 Muharrem 986 (29 Mart 1578) tarihli Hamid Sancağı Beyine, Borlu, Barla, Burdur ve Eğirdir Kadılarına gönderilen hükümde; Yassıviran köyünde Hasan ve Hüseyin adlı kardeşlerin şirret ve fesat ehli oldukları bildirildiği; teftiş edip, şer’an gereken işlemin yapılması emredilmiştir.

Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivinde bulunan A.DVNSMHM.d 62-122 numaralı defterde kayıtlı H.21 Şaban 996 (16 Temmuz 1588) tarihli Hamid sancağı beyine ve Uluborlu kadısına yazılan hükümde; Uluborlu kazasına tabi Yassıviran köyünden Hüseyin, Cafer ve İbrahim adlı kardeşlerin şirret, yani azılı kimseler oldukları belirtilerek adı geçenlerin halkın işlerine karışmamaları  için uyarılmaları istenmiştir.

Yine Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivinde bulunan A.DVNSMHM.d 64-341 numaralı defterde kayıtlı H.29 Zilhicce 996 (19 Kasım 1588) tarihli Uluborlu Kadısına ve Kuloğlu Süleyman Çavuşa gönderilen hükümde; Uluborlu kazasına tabi Yassıviran köyünden Babuk bin Mustafa ve oğulları Müsteceb, Muharrem ve Şah Hüseyin adlı kişilerin harp aletleriyle gelip, davacı Muharrem’i demirci dükkanından zorla çıkarıp odalarına götürüp ırzına tecavüz ettikleri ve babasını dahi bir odaya kapatıp dövdüklerinden bahisle, konunun araştırılıp, suçları sabit görülürse, adı geçenleri yarar adamlara koşup sicilleri suretiyle beraber İstanbul’a gönderilmeleri istenmiştir. 

H.15 Ramazan 1144 (12 Mart 1732) tarihli belgede; Yassıviran köyü ve başka yerlerde 6.000 akçe timara sahip olan Murat’ın oğlu Veli sabi, yani çocuk yaşta olduğundan kılıç kullanmaya muktedir oluncaya kadar mutasarrıf olduğu tımarın geri alınmaması ve kendisinden cebelü bedeliyesi alınması padişah makamına arz edilmiş ve teklif kabul edilmiştir (Belge-1 COA AE.SMHD.I 132-9705).

 

Belge yer nu: COA AE.SMHD.I 132-9705

Arz-ı bendeleridir ki

Hamid sancağının Uluborlu nahiyesinde Yassıviran nam karye ve gayrıda altı bin akçe tımar bir nefer cebelü bedelesiyle sahib-i arz-ı hal Veli veled-i Murad’ın üzerinde olup mezbur henüz sabi olmakla kılıca kadir değil iken bir takrib ile cebelüsü kaydı ref olunmağın cebelüsi ibka ve mademki huzurdan mürafaa olunmadıkça tımarı derkenar olunmak için haberine şerh verilmek içün istida eder fi nefsü’l-emir  elyevm kılıca kadir olmadığı zahir ve müteallik olmakla emvaline merhamet-i aliyeleri erzani buyrulmak babında ferman devletlü inayetlü sultanım hazretlerinindir. 

26 Zilhicce 1337 ( 22 Eylül 1919) tarihli Konya vilayetinden Dahiliye Nezaretine yazılan yazıda;  Yassıviran köyünden Tatar oğullarından Hasan Hüseyin’in oğlu İsmail’i öldürenlerin yakalanarak adalete teslim edildiği bildirilmiştir (Belge-2 COA DH.EUM.AYŞ 22-62).

 

Belge yer numarası: COA DH.EUM.AYŞ 22-62

Tarihi: 26 Zilhicce 1337 ( 22 Eylül 1919)

Konya Vilayeti Mektub-ı Kalemi

Numara: 7972/955

Dahiliye Nezareti Celilesine

Devletlü Efendim Hazretleri

Isparta’nın Uluborlu kazasının Yassıviran karyesinden Tatar oğullarından Hasan Hüseyin oğlu İsmail’in katledildiği haberi alınması üzerine icra kılınan takibat ve tahkikat neticesinde fail-i katilin Senirkentli Kınacızade Mehmet Efendi mahdumu İsmail ve Ürgüb (İlegüb) karyesinden Nebi oğullarından Hüseyin oğlu Hacı Tevfik taraflarından ibka olunduğu anlaşılmasına mebni derdest olunarak cihet-i adliyeye tevdi olundukları Isparta mutasarrıflığının iş’arı üzerine beray-ı malumat arz olunur ol-babda emr ü ferman hazreti menlehü’l-emrindir fi 26 Zilhicce sene 1337 / 22 Eylül sene 1335 (22 Eylül 1919)

Konya Valisi

Yassıören köyünde evi yanan Halil Başyiğit’in yeni yaptıracağı ev için 27.10.1939 tarihinde ücretsiz kereste verilmiştir (CCA 30-18-1-2 89-104-10).

Yassıören köyü ile ilgili XVII. yüzyıla ait arşiv belgesi tespit edemedik. XVIII. ve XIX. yüzyıllara ait köydeki vakıf eserlerle ilgili tespit ettiğimiz belgeleri; “Yassıören Köyündeki Cami ve Mescid Vakıfları İle İlgili Belgeler” ve “Yassıören Köyündeki Zaviye Vakıfları İle İlgili Belgeler” adlı makalelerimizde yayınladık.

Yassıören Köyünde Sosyal ve Etnik Yapı

XV. ve XVI. yüzyıllarda Yassıviran köyünde yaşayan halkın sosyal statüleri şöyledir: 1478 tarihli tapu tahrir defterinde Yassıören köyünde 14 çift (iki öküz ile ekilip biçilen arazi sahibi), 112 nimçift (yarım-çift arazi sahibi), 65 bennak (ziraat için arazisi olmayan, fakat kazanmaya ve çalışmaya gücü olan kimse), 11 mücerred (bekar), 2 imam, 2 muhassıl (vergi tahsildarı), 1 piri fani (yaşlı), 1 boş olmak üzere toplam 71 nefer; 994 numaralı 1501 tarihli defterde 9 çift, 107 nimçift, 68 bennak, 2 imam, 2 muhassıl, 8 piri fani, 2 mecnun olmak üzere toplam 198 nefer; 1522 tarihli defterde ise 5 çift, 103 nimçift, 34 bennak, 16 mücerred, 2 imam, 8 kara, 5 boş olmak üzere toplam 173 nefer kayıtlıdır (Karacan, 2012: 33-34).

Yassıören köyünde 1501 tarihli defterde 198 olan nefer sayısı, 1522 yazımında 173’e düşmüştür (Karaca, 2012: 191). Bu düşüşün sebebi, 1511 yılında ortaya çıkan Şahkulu isyanı olmalıdır. 1511 yılında bütün Anadolu’ya yayılan Şahkulu ayaklanması sıra­sında, Hamit Sancağı köylerinin Alevi halkının bir bölümü oturdukları yerleri bırakarak İran’a geçmişlerdir. Veya Osmanlı Devleti, bu yörede yaşayan Alevileri sürgüne göndermiştir. Senirkent ve Yassıviran halkının bazıları köylerinden gitmiş, geriye kalan çiftlikleri “resm-i zemin” kayıt olunmuştur (Arıkan, 1988: 22). Necdet Çelikdönmez’e göre; ayaklanmanın bastırılmasından sonra isyana katılan Yassıviran köyündeki Şahkulu taraftarlarının Mora’ya sürüldüklerine dair rivayetler mevcuttur. Çelikdönmez’e göre; Yunanistan’da Yassıören isimli bir yerleşim merkezinin olması bu rivayeti doğrular mahiyettedir (Çelikdönmez, 2002: 9).

İsmet Baş, Yassıören halkının heterodoks bir yapıya sahip olduğunu iddia ettiği yazısında şu görüşlere yer vermiştir: Yassıören Osmanlı döneminde Hamit Sancağının Uluborlu kazasına bağlı büyük bir köydü. Bu köy, antik bir yerleşimin üzerine kurulduğundan, beylikler döneminden beri iskan gördüğünden ahalisi heterodoks bir yapıya sahipti. Yerli Anadolu halklarının kalıntıları, Hıristiyanlar, mühtediler ve Müslümanlar barış içinde yaşıyorlardı. Halkın çoğunluğu Müslümanlığın Bektaşi koluna mensuptu. Çünkü fetihten sonra köyü kurduğu varsayılan Baba Karkın Bektaşi idi. Köyde tekke ve zaviyesi vardı. Baba Karkın’dan başka, Zekeriya Baba Ayazmana’da, Davut Baba Davutlar Mahallesinde, Gani Baba Köseler Mahallesinde dergah kurmuşlardı. (..) Yassıören halkı bu inançlarından dolayı çok çekmiştir. 1501 ve 1511 yıllarında büyük sürgünler yaşanmış, İran’a ve Balkanlara sürülmüşlerdir. Gidenlerin çiftlikleri “resmi zemin” kaydedilmiştir. Bu tarihten sonra Osmanlı Devletinin uyguladığı politikalar sonucu Yassıören halkı sünnileştirilmiştir (Baş, Eylül 2002: 3-4).

Biz, İsmet Baş’ın bazı görüşlerine katılmıyoruz. Çünkü Türk fethinden önce bu bölgede yaşayan Bizans halkının, devletin korumasından mahrum oldukları için, şehir merkezlerine ve Ege kıyılarına çekildikleri bilinmektedir. Dolayısıyla Yassıören’de Anadolu halklarının kalıntılarından, Hıristiyanların varlığından söz etmek pek akılcı ve gerçekçi değildir. Türklerin yönetiminden memnun olan ve Türklerle birlikte yaşama iradesi gösteren halkların varlığı kabul edilebilir. Bunların da kısa sürede İslamiyet’i kabul ederek Türkleştiklerini söyleyebiliriz. Nitekim eldeki kaynaklar bunu doğrular niteliktedir.

H. 1260 (1844/1845) tarihli Uluborlu Kazası Temettuat Defterindeki bilgiler de Yassıören köyünün mütecanis, yani aynı kültürle kaynaşmış bir toplum yapısına sahip olduğunu göstermektedir. H.1260 (1844/1845) tarihli defterde Yassıviran köyünde en çok Muhammed / Mehmed ismi kullanılmıştır. Yirmi iki hane reisinin ismi Muhammed / Mehmed’dir. Ali, en çok kullanılan isimler arasında ikinci sırada gelmektedir. On üç hane reisinin ismi Ali’dir. Ahmet, Mustafa, İbrahim, Hasan, Hüseyin, Süleyman Halil, Osman ve İsmail isimleri de yaygın olarak kullanılmıştır. Abbas, Cafer, Musa, Ömer gibi isimler daha az kullanılmıştır. Ayan oğlu, Bıçak oğlu, Cebeci oğlu, Çakal oğlu, Dede Hasan oğlu, İsa oğlu, İslambullu, Kabasakal oğlu, Kuloğlu, Molla oğlu, Şah Murat oğlu, Tatar, Tatar oğlu, Timur oğlu, Türkmen oğlu ve Zeybek oğlu lakapları dikkat çekmektedir. Hane reisleri hakkında verilen bilgilerde, başka ırk ve dine mensubiyeti ifade eden kayıtlar yoktur (Karaer, 2013: 29).

1478 tarihli, tapu tahrir defterinde; Ayazmana, 5 neferi ve 1.050 akçe geliri olan Yassıviran köyüne bağlı bir mezra olarak yazılmıştır. Defterde, “Ayazmana ki tahtacı derler” ifadesinin yer aldığı görülmektedir (Karaca, 2012: 207). Ayazmana daha sonraki defterlerde köy olarak yazılmıştır. XVI. yüzyılda Yassıviran’a bağlı Bayat ve Babalgan adlı iki mezra daha vardı. 1568 tarihinde bu iki mezranın gelirleri Yassıviran köyüne yazılmıştır (Karaca, 2012: 208,211).

XVI. yüzyılda Yassıviran’da genellikle bir çeşme ve onun önündeki küçük bir meydanın çevresine dizilmiş 20-30 evden oluşan dokuz mahalle vardı. Bu mahallelerin adları; Alibeyler, Aslıyok, Ayanlar, Çanlar, Davutlar, Köseler, Tekkeönü, Aşağı ve Yukarı mahalle idi. Yassıviran’a bağlı bir de Ayazmana mezrası (ekinlik) vardı. Ayazmana köyünün gelirleri Zekeriya Dede Zaviyesi Vakfına tahsis edilmişti ve buradakilere tahtacı derlerdi. Fatih Sultan Mehmet döneminde buranın vakfı bozulmuş, toprakları tımara verilmiştir. Vakfı bozulan Ayazmana ahalisinden bir kısmı, Şuhut’un Kulak köyüne göçmüştür (Baş, Eylül 2002: 5).

H. 1260 (1844/1845) tarihli Uluborlu Kazası Temmettuat defterinde Yassıviran köyündeki hane reislerinin meslek dağılımı şöyledir: Köyde 58 ziraatçı, 4 eimmeden (imam), 2 hizmetkar, 1 hatip, 1 yaşlı, 1 asker, 1 asker emeklisi vardır. Ayrıca hane reislerinden ikisinin yetim, bir hane reisinin de İstanbul’da bulunduğu yazılıdır. Köydeki 67 hane reisinin mesleği ve sosyal durumu belirtilmemiştir (Karaer, 2013: 40-42, 128-135).

(Devam edecek)

NOT: Kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz. 

Dr. İbrahim KARAER

e-mail: [email protected]

Yorum bulunmamaktadır.
Konu: YASSIÖREN (YASSIVİRAN) KÖYÜ TARİHİ – 1

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

‘Ortak Değerimiz Atatürk’ bildirisine destek ver

Millî ve manevi değerlerimize, başta Atatürk olmak üzere Türk büyüklerine, her türlü tarihî mirasımıza yönelik saldırılar nereden, kimden ve

Ortak Değerimiz Atatürk

ATATÜRK! TÜRK MİLLETİ SANA MİNNETTARDIR

Her millet, sahip olduğu değerlerle geleceğini inşa eder. Geleceğin harcı olan değerlerine sahip çıkan milletler, geçmişten ders çıkararak, gelecekte aynı hataların tekrar edilmemesi için millî bir hafıza oluşturur. Bu hafızanın en önemli değeri, Millî Mücadele’nin lideri ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e periyodik olarak uzun zamandır yapılan saldırılarla karşı karşıyayız. Bunların sonuncusu geçtiğimiz günlerde Ayasofya’da hem protokolün hem de milletimizin gözü önünde gerçekleşmiştir.

Bilindiği gibi bir esaret belgesi olan Sevr Antlaşması’nı tarihin çöplüğüne atan Mustafa Kemal Atatürk, bir savaş ve diplomasi kahramanı olarak, Fatih’in emaneti İstanbul’umuzu, başta Ayasofya olmak üzere, camileri ve tarihî eserleriyle yeniden milletimize kazandırmıştır. Yine Trakya ve Batı Anadolu’yu Yunanistan; Doğu Anadolu’yu da Ermenistan olmaktan kurtarmış, ezanımızı susturmamış, Misak-ı millî sınırları içinde Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştur.

Mustafa Kemal Atatürk, 3 Mart 1924’te, halkı aydınlatma, İslam’ın Kur’an’a göre yaşanmasını sağlama, ibadet ve ahlak esaslarıyla ilgili işleri yürütme, ibadet yerlerini yönetme görevlerini yerine getirmek üzere Diyanet İşleri Başkanlığını kurmuştur. Ayrıca Kur’an’ın tefsiri görevi Atatürk tarafından Elmalılı Hamdi Yazır’a verilmiş ve “Hak Dini Kur’an Dili” böylece ortaya çıkmıştır. Kur’an’ın Türkçe tefsiriyle Türkler, dinini öz kaynağından, kendi dillerinden okumaya ve öğrenmeye başlamışlardır.

Hâl böyleyken son yıllarda Millî Mücadele’mizin millî ve manevi mimarı Mustafa Kemal Atatürk, maalesef periyodik saldırılara maruz kalmaktadır. Bir millete sinsice düşmanlık etmenin yollarından biri, o milletin kahramanlarını itibarsızlaştırmaktır. Bunun en kolay yolu ise dinimizi kirli emellerine alet etmektir.

Son olarak Ayasofya’daki icazet töreninde bir imam Ayasofya’yı kastederek; anlatım bozukluklarıyla dolu “…Bu ve bu gibi mabetlerin mabet olarak kalması için inşa edilmiştir. Öyle bir zaman geldi ki bir asır gibi bir zaman içinde ezan ve namaz yasaklandı ve müze hâline çevrildi. Bunlardan daha zalim ve kâfir kim olabilir!… Yarabb’i bir daha bu zihniyetin bu milletin başına gelmesini mukadder buyurma!” gibi suç oluşturan ifadeler kullanmış ve haklı olarak bu söylem halkımızda büyük bir infiale yol açmıştır.

Atatürk, emperyalizmin ve yerli işbirlikçilerinin planlarını bozan bir lider olup Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ülkemizin en başta gelen birleştirici ve bütünleştirici unsurudur. Mustafa Kemal Atatürk’e üstü kapalı yapılan bu saldırı aslında onun silah arkadaşlarına, Türk milletinin birlik ve beraberliği ile Cumhuriyet’imize yöneliktir. Atatürk’e yapılan ve yapılacak olan saldırıların nihai hedefi Türk milletidir, Türk devletidir. Bu bakımdan bu ve benzeri saldırıların hedefinin Türk devleti ve milleti olduğu konusunda halkımızı uyarmayı, vatanını ve milletini seven bir grup olarak görev addederiz.

Hedeflerine ulaşmak için geçmişte de bazı cahil kimseleri kullananlar, bugün de aynı yöntemlerle hareket etmektedir. Bu son saldırının kaynağının da aynı güçler olduğu şüphesizdir. Millî ve manevi değerlerimize, başta Atatürk olmak üzere Türk büyüklerine, her türlü tarihî mirasımıza yönelik saldırılar nereden, kimden ve nasıl gelirse gelsin, millî birliğimizi asla bozamayacaktır. Aşağıda imzaları bulunan DTCF Birlik üyeleri ve Türk aydınları olarak bu çirkin ve kötü niyetli ifadeleri şiddetle kınıyor ve reddediyoruz.

DTCF Birlik Üyeleri

**İmza: **

Bildiriyi paylaşarak destek verebilirsiniz:

 

En çok beğenilenler

Giriş

Welcome to Typer

Brief and amiable onboarding is the first thing a new user sees in the theme.
Join Typer
Registration is closed.