Dr. İbrahim KARAER

 

 

 

Isparta ili Senirkent ilçesine bağlı Büyükkabaca kasabası tarihini ele aldığımız yazı dizisinin üçüncü bölümünde; Büyükkabaca kasabasının nüfus gelişimi, sosyal ve etnik yapısını değerlendireceğimiz. 

 

Büyükkabaca Kasabasının Sosyal ve Etnik yapısı

 

Yörükkabacalu köyünü kuranlar, 1220-1230 tarihlerinde büyük göç dalgası ile Horasan bölgesinden gelen Oğuz boylarından Yıva boyuna bağlı Kabacalu cemaatidir. Yusuf Halaçoğlu, Anadolu’da Aşiretler Cemaatler Oymaklar adlı kitabında Kabacalu Yörük cemaatini Yıva boyuna bağlı bir cemaat olarak göstermiştir (Karacan, 2012: 67-68).

 

Büyükkabaca kasabasının toplumsal yapısı ile ilgili en eski bilgileri, XV. ve XVI. yüzyıl tapu tahrir defterlerinden öğreniyoruz. 1478 tarihli defterde Yörük Kabacalu köyünde 48 nim çift, 24 bennak, 1 mücerred, 1 imam, 1 muhassıl, 2 piri fani ve 4 boş olmak üzere toplam 81 nefer; 1501 tarihli defterde 46 nim çift, 27 bennak, 3 mücerred, 2 muhassıl, 1 kötürüm, 1 imam, 2 pirifani, 2 meremetçi, 1 sipahizade olmak üzere 85 nefer; 1522 tarihli defterde 3 çift, 40 nim çift, 40 bennak, 19 mücerred, 2 imam, 2 muhassıl, 6 kara olmak üzere toplam 112 nefer; 1568 tarihli defterde ise, 8 çift, 59 nim çift, 82 bennak, 111 mücerred ve 24 muaf olmak üzere toplam 284 nefer kayıtlıdır (Karacan, 2012: 34,37,40 ve Karaca, 2012: 179,184,186,189,191).

 

H.1260 (M.1844/1845) tarihli Uluborlu Kazası Temettuat Defterine göre Kabaca-i Kebir, 168 haneli büyük bir köydür. Köyde yaşayan hane reislerinin adları ve lakaplarına baktığımızda, köy halkının Türk ve İslam kültürü ile bütünleşmiş mütecanis bir topluluk olduğu anlaşılmaktadır. Hane reisleri hakkında verilen bilgilerde, başka ırk ve dine mensubiyeti ifade eden herhangi bir kayıt yoktur. Kabaca-i Kebir köyünde yaşayan 36 hane reisinin adı Muhammed veya Mehmet, 14 hane reisinin adı Ömer, 13 hane reisinin adı Ali ve Mustafa, 12 hane reisinin adı İsmail, 11 hane reisinin adı Hüseyin, 10 hane reisinin adı Hasan’dır. İbrahim 9, Halil 8, Ahmet ve Osman isimleri 6 hane reisi tarafından kullanılmıştır. Diğer hane reisleri tarafından Abdullah, Abdurrahman, Arif Muhammed, Bekir, Bolat, Ebubekir, Eyüb, Hüsam, Muharrem, Musa, Süleyman, Veli ve Yusuf isimlerinin de kullanıldığı görülmektedir. Büyükkabaca köyündeki hane reisleri arasında Arab oğlu, Ali Beğ oğlu, Aslan Beğ oğlu, Akıllı oğlu, Atmaca oğlu, Battal oğlu, Emir oğlu, Gazab oğlu, Göncü oğlu, İmamoğlu, Kadı oğlu, Kazak oğlu, Köse oğlu, Koçlu oğlu, Kula oğlu, Muharrem oğlu, Özen oğlu, Şah oğlu, Tokmak oğlu, Türeyiş oğlu, Türkmen oğlu ve Yörük oğlu lakapları dikkat çekmektedir (Karaer, 2013: 116-125).

 

Gerek 1845 tarihli Uluborlu Kazası Temettuat Defteri ve gerekse Kadir Karacan’ın 2014 yılında yayınladığı “Osmanlı İmparatorluğundan Bu Yana Resmi Nüfus Kayıtlarına Göre Büyükkabaca” adlı eser incelendiğinde; Büyükkabaca halkının Türk ve Müslüman kimliği öne çıkmaktadır. Bu kasabada, beş asır boyunca Rum, Ermeni, Yahudi ve Hıristiyan gibi azınlıkların yaşamadığı açıkça görülmektedir.

 

Kabaca-i Kebir köyünde 1845 tarihinde hane reislerinin statüleri: 2 imam (imamların meslekleri ziraatçı olarak yazılmıştır), 112 ziraatçı, 6 çoban 5 hizmetkar, 4 asker, 2 talebe, 2 sabi, 1 muhtar, 1 yaşlı, 1 yetim, 1 ulema fukarası, 1 hasta (sakat) ve 1 mecnun olarak tanımlanmıştır. Mesleği ve sosyal durumu belirtilmeyen 33 hane reisinin büyük bir kısmı babası, kardeşi ve kayınpederi ile birlikte yazılmıştır. Bunların çoğunun ziraatçılık mesleğini icra ettikleri görülmektedir. Mesleği belirtilmeyen 5 hane reisi hakkında “bimal olduğu”, “gelir getiren herhangi bir nesnesi olmadığı” kayıtları düşülmüştür. 1845 tarihinde 168 hanede, 840 nüfusun yaşadığı tahmin edilen Kabaca-i Kebir köyünde; ziraatçı, çoban ve hizmetkardan başka meslek mensubu yoktur. Bu tarihte Büyükkabaca’da tam bir köy ekonomisinin hakim olduğu görülüyor (Karaer, 2013: 116-125).

 

Kadir Karacan, 2014 yılında yayınladığı “Osmanlı İmparatorlundan Bu Yana Resmi Nüfus Kayıtlarına Göre Büyükkabaca” adlı eserinde Osmanlı’dan günümüze Büyükkabaca’daki lakaplar ve sülale adlarını yorumlamıştır (Karacan, 2014: 80-106).

 

Salih Zeki Yıldırım, tarih ve kaynak belirtmeden Büyükkabaca kasabasına yerleşen obaların yerleşim yerleri ve bu obalardan günümüze ulaşan bazı sülale adlarını vermiştir:

Kazak Örenleri, Ağıltaşı mevkiine yerleşmişler, “Kazaklar” sülalesi ve “Erşen” soyadlılar bu obanın devamıdır.

Yazılar (Yazlalar), Yenikuyu deresi ile Karadere arasındaki mevkiye yerleşmiş, “Yazlalar” sülalesi bu obanın devamıdır.

Keldeliler, Omurlu mevkiine yerleşmiş, “Dimlit” soyadlılar bu obanın devamıdır.

Ruşen oğulları, Ulaş mevkiine yerleşmiş, “Yavu” soyadlılar bu obanın devamıdır.

“Önal” soyadlı Mataralar, “Diler” soyadlı Ümmetler, “Karabıyık” soyadlı Mursallar, “Kiker” soyadlı Muratlar; Demirliönü mevkiine yerleşmiştir.

“Önal”, “Gül”, “Gürbüz” soyadlı Kel oğulları, Susuz mevkiine;

Ayanlar sülalesi (Yıldız, İmir, Demiralay, Gürdal, Uzun, Ulutürk soyadlılar), Köstaklar, Sıra İğdeler, Yelek mevkiine; Mollakebir ve Molla Ahmet oğulları, Çetinerler; Türüdoğlu Bağbaşı mevkiine yerleşmişlerdir. Firaz Karamahmut (Demirli soyadlı), Oruzlar (Oturak ve Kocabıyıklar) Demirlibağ (Köprübaşı) mevkiine; Mollahasan oğulları (Yıldırım ve Dereliler), Muharrem oğulları (Şener, Turgay), Köseömer oğulları (Özdamar ve Taşagiren)’ler Çaylak mevkiine; Hacıhamzaoğulları (Kelle, Bozkurt soyadlılar) Hacıhamzaoğlu Kuyusu mevkiine; Köse, Turgut, Üstündağ, Kotanak soyadlı Emir Ahmet oğulları Ulaş’a yerleşmişlerdir (Yıldırım, 2003: 119-120).

 

Yıldırım’a göre; Afyon, Manavgat, Senirkent, Uluborlu, Uşak Karahallı, Yalvaç, Barla, Garip ve Güreme’den de bazı aileler Büyükkabaca kasabasına yerleşmiştir. “Oğuz” soyadlılar, Garip köyünden; “Üretken” soyadlılar, Güreme köyünden; “Demir” soyadlılar, Uluborlu’dan; “Peşken” soyadlılar, Senirkent’ten; “Bülbül” soyadlılar, Barla’dan; “Kocagöz” ve “Yalvaç” soyadlılar, Yalvaç’tan; “Karaca” ve “Karacan” soyadlılar, Uşak Karahallı’dan; “Aşık” soyalılar, Manavgat’tan; “Kadiroğulları” ve “Kızallar” Türkmen ovasından;  “Vezirhasan sülalesi”, “Türedi”, “Aytekin”, “Uygun” ve “Erdem” soyadlılar Afyon’dan gelmişlerdir. “Akdoğan” soyadlılar, II. Kılıçarslan’ın kumandanı Cimili’nin soyundan gelmektedir (Yıldırım, 2012: 46,120-121).

 

Büyükkabaca Kasabasında Nüfus Hareketleri

 

XV. ve XVI. yüzyıllarda Yörükkabacalu (Büyükkabaca) köyü, Uluborlu kazası köyleri arasında nüfus bakımından en büyük köylerden biridir. Behset Karaca, XV. ve XVI. yüzyıllarda Uluborlu kazasındaki bazı köylerin bulundukları yer, nüfus yoğunluğu, iktisadi yapı hususiyetleri itibariyle çevredeki bazı köylere merkezlik ettiklerini belirtmektedir. Bu köylerden birisi de Büyükkabaca köyüdür. Diğerleri; Yassıören, Senirkent, Küçükkabaca ve Abdülcebbar köyleridir. Yörük Kabacalu köyünde 1478 tarihinde 81 nefer mevcut olup, 229 kişinin yaşadığı tahmin edilmektedir. XVI. yüzyıl tapu tahrir defterlerine göre Yörük Kabacalu köyünde 1501 tarihinde 85 nefer; 1523 tarihinde 112 nefer; 1568 tarihinde ise 284 nefer kayıtlıdır. Yörük Kabacalu köyünde 1523 tarihinde nefer sayısına göre 354, hane sayısına göre 443 kişi; 1568 tarihinde ise nefer sayısına göre 963, hane sayısına göre 786 kişinin yaşadığı hesaplanmıştır (Karaca, 2012: 175,179,184186,189,191).

 

Uluborlu kazası 1830 tarihli nüfus defterinde Kabaca-i Kebir köyünde 324 erkek nüfus kayıtlıdır. Bu tarihte Kabaca-i Kebir köyündeki erkek nüfusun yaş gruplarına göre dağılımı şöyledir: Bir yaşından on altı yaşına kadar 165, bıyıklı ve ter bıyıklı 55, kara ve sarı sakallı 121,  ak ve kır sakallı ve alil (sakat) 77, askerde olanlar 6 olmak üzere toplam 324’dür. 1840 tarihli defterde ise Kabaca-i Kebir köyünde 169 hanede 402 erkek nüfusun kayıtlı olduğu görülmektedir Karacan, 2014: 52). H.1260 (M.1844/1845) tarihli Uluborlu Kazası Temettuat Defterinde Kabaca-i Kebir köyünde 168 hane reisinin gelirleri ile ilgili bilgiler mevcuttur. Bu tarihte Kabaca-i Kebir köyünde 840 nüfusun yaşadığı tahmin edilmektedir.

 

Büyükkabaca kasabasının 1871 yılında 700, 1895/96’da 1468, 1915’de 1.720, 1935’de 1.769, 1940’da 1.832, 1945’de 1.877, 1950’de 2.143, 1955’de 2.458, 1960’da 2.751, 1965’de 3.089, 1970’de 3.498, 1975’de Esendere adıyla 3.755, 1980’de 4.039, 1985’de 4.328, 1990’da 5.436, 2000’de 4.479, 2007’de 3.743, 2010’da 3.665, 2011’de 3.601, 2012’de 3.611, 2013’de 3.750, 2018’de 3.021, 2022’de 3.331 nüfusa sahip olduğu görülmektedir.

 

Büyükkabaca kasabasının nüfusu XV. yüzyıldan 1990 yılına kadar istikrarlı bir şekilde artmıştır. 1990 yılında 5.436 ile zirve yapan kasaba nüfusu, bu tarihten itibaren düşüşe geçmiş, 2.000’de 4.479, 2007’de 3.743, 2018’de 3.021’e gerilemiş; 2022’de 3.331 olmuştur. Sanayileşmenin etkisiyle bölgedeki yerleşim merkezlerinden şehir merkezlerine büyük bir göç yaşandığı görülmektedir. Büyükkabaca, 1970’li yıllarda Hoyran gölünün ekonomik getirisi ve 1990’lı yıllarda ovanın sulu tarıma açılması sebebiyle bu göçten en az etkilenen yerleşim birimi olmuştur. Büyükkabaca nüfusunda 2000’lerden itibaren düşüş yaşanmasına rağmen, Senirkent ilçesinde, ilçe merkezinden sonra en çok nüfusun yaşadığı yerleşim birimi olma özelliğini korumaktadır. Bu durum kasabanın geçmişten günümüze kendine yeterli ekonomik kaynaklara sahip olduğunu veya başka bir ifade ile ekonomisinin kendi kendisine yettiğini göstermektedir. Günümüzde kasabanın üretim gücü kendine yeterliliğin çok üzerinde olup, üretilen ürünler, yurt içi ve yurt dışı piyasalarda pazarlanarak büyük gelir elde edilmektedir.

 

Büyükkabaca Kasabasında Eğitim

 

1570-1571 tarihli evkaf defterinde kayıtlı Yörükkabacalu köyündeki Muallimhane-i Ali Hâce Vakfından; XVI. yüzyılda Büyükkabaca kasabasında Ali Hoca Muallimhanesi adında bir eğitim kurumunun varlığından haberdar oluyoruz. Mektep veya “mektebhane” olarak da anılan muallimhaneler, bir nevi sıbyan okuludur. Bunlar padişahlar, valide sultanlar, devlet büyükleri ve hayırsever kimseler tarafından yaptırılırdı. XVI. yüzyılın başlarında sayıları az olmasına rağmen, bu yüzyılın ikinci yarısından sonra sayıları oldukça artmıştır (Arıkan, 1988: 143).

 

Kabaca-i Kebir Köyü Mekteb-i İptidaisi Muallimliğine 7 Mayıs 1909 tarihinde Mehmet Şerif Efendi atan­mıştır (BOA MF.MKT-1113-44, MF.MKT-1117-44). Bu öğretmen atamasından 1909 yılında Kabaca-i Kebir köyünde bir ilkokulun mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim 1914 yılında yayımlanan Konya Vilayeti Salnamesinde 1325 (1908) tarihinde Kabaca-i Kebir köyü İlkokulunda bir öğretmenin görev yaptığı ve 50 öğrencinin eğitim gördüğü belirtilmiştir.

 

Cumhuriyet döneminde Büyükkabaca İlkokulu, 1928 yılında 3 sınıflı ilkokul olarak açılmış, 1935 yılında 5 sınıflı ilkokul, 1938 yılında pansiyonlu okul, 1943 yılında da bağımsız köy ilkokulu haline getirilmiştir. “Isparta 1923-1938” adlı kitabın 64. sayfasında Büyükkabaca Pansiyonlu Okulun fotoğrafı yayımlanmıştır. 1938-1939 ders yılında yatılı-gündüzlü statüsünde eğitim yapılan Büyükkabaca İlkokulunda; 40 yatılı, 154 gün­düzlü toplam 194 öğrenci eğitim görmüş, bu okulda iki öğretmen ve iki hizmetli görev yapmıştır (Aydın, Mart 1939: 841-842). Büyükkabaca köyündeki yatılı okula, yakın köylerden öğrenciler gelmiştir. Devlet, yatılı öğrencilerin barınma ihtiyaçlarını karşılamış, yiyecek giyecek ihtiyaçları ise aileleri tarafından karşılanmıştır (Bardak, Ağustos 2009: 3).

 

Büyükkabaca kasabasında 1967 ve 1986 yıllarında yeni okul binaları yapılmıştır. 1967-1968 öğretim yılında 11 öğretmenin görev yaptığı Büyükkabaca İlkokulunda 425 öğrenci eğitim görmüştür. Büyükkabaca Ortaokulu 25 Eylül 1967 tarihinde Milli Eğitim Bakanı İlhami Ertem’in de katıldığı bir törenle açılmış; 1997-1998 öğretim yılında sekiz yıllık kesintisiz eğitim sistemine geçilmesinden sonra kapanmıştır.

 

Büyükkabaca Lisesi 1990 yılında açılmış, 1993-1994 öğretim yılında Çok Programlı Liseye dönüştürülen Lise; öğrenci yetersizliğinden dolayı 2008 yılında kapanmıştır.

 

Büyükkabaca 75. Yıl İlköğretim Okulu 1998-1999 öğretim yılında açılmıştır. Büyükkabaca 75. Yıl İlköğretim Okulunda 2008-2009 öğretim yılında; 12 öğretmen, 300 öğrenci; Büyükkabaca İlköğretim Okulunda 9 öğretmen, 220 öğrenci; Büyükkabaca Anaokulunda 97 öğrenci eğitime devam etmiştir.

 

Büyükkabaca Ortaokulu, 2012-2013 öğretim yılında 4+4+4 sistemine geçilmesi üzerine yeniden açılmıştır.

 

2013 yılında Büyükkabaca kasabasında Senirkent Meslek Yüksekokuluna bağlı bazı bölümlerin açılması için teşebbüse geçilmiştir. 18 Ocak 2013 tarihinde kasabayı ziyaret eden Süleyman Demirel Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan İbicioğlu yaptığı açıklamada; bilimsel, teknolojik ve kültürel anlamda donanımlı bireyler yetiştirmek amacıyla birçok ilçede meslek yüksekokulu açıldığını dile getirmiş, Büyükkabaca beldesine de belirli bölümleri kazandırmak istediklerini ifade etmiştir (SDÜ, 26.03.2014). Ancak bu teşebbüs gerçekleşmemiştir. Meslek Yüksekokulu yerine tarım alanında “Bahçe Bitkileri” ve “Tarım Alet ve Makineleri” dallarında eğitim vermek üzere 10 Ocak 2018 tarihinde Büyükkabaca Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi açılmıştır.

 

2020 yılında Büyükkabaca kasabasında Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi, Büyükkabaca Anaokulu, Büyükkabaca 75. Yıl İlkokulu ve Büyükkabaca Ortaokulunda eğitim ve öğretime devam edilmiştir.

 

Büyükkabaca Kasabasındaki Vakıflar

 

1570-1571 tarihli defterde kayıtlı Uluborlu kazasındaki vakıflar arasında Yörükkabacalu köyündeki Cami-i Şerif Vakfının 2.316 akçe; Karye-i Yörük Kabacalu Vakfının 7.090 akçe; Muallimhane-i Ali Hâce Vakfının 5.605 akçe hasılı (geliri) olduğu görülmektedir (Karaca, 2012: 133-134,165). 1530 tarihinde Çaylak Köyü gelirlerinin bağlandığı ve 1.243 akçe geliri olan Çaylak Kuyusu Vakfı, Kanuni Sultan Süleyman zamanında “Çaylak Kuyusu ve Çeşmesi Vakfı” olarak adlandırılmış, Büyükkabaca köyü gelirleri de bu vakfa bağlanmıştır. Büyükkabaca kasabasındaki cami vakıfları, Çaylak Kuyusu ve Çeşmesi Vakfı hakkında daha geniş bilgi için önceden yayınladığımız yazılara bakılabilir.

 

Büyükkabaca Kasabasındaki Türbe ve Yatırlar

 

Büyükkabaca kasabasında Bahşeş / Bahşiş Tekkesi, Aşağı Mahalle eski cami altında yol üzerinde Nalbant Tekkesi, Deringöz deresinde Camızcı Tekkesi, İmircinin ve Karaağaç Kuyusunda “Dede” olarak adlandırılan türbe ve yatırlar bulunmaktadır. Yıldırım, bu türbe ve yatırları Büyükkabaca kasabasının manevi mimarları olarak nitelendirmiştir. Bu mezarlarda yatan kişilerin Ahmet Yesevi Hazretlerinin öğrencileri olduklarını ve Anadolu’nun Türkleştirilmesinde görevli olarak Orta Asya’dan buraya geldiklerini belirtmiştir (Yıldırım, 2003: 122 ve Karaer, 2018: 128-129). Avukat Mehmet Aytekin, Bahşiş Tekkesinde yatan zatın, köyün ilk kurucularından olabileceğine işaret etmiştir. Büyükkabaca kasabasındaki türbe ve yatırlar hakkında daha geniş bilgi için Senirkent Yükseliş Vakfı tarafından 2018 yılında yayınlanan “Senirkent İlçesinin Kültür ve Tabiat Varlıkları” adlı eserimize bakılabilir.

 

(Devam edecek)

 

NOT: Kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.

 

Dr. İbrahim KARAER

Ankara, 11 Mayıs 2023

 

 

 

Yorum bulunmamaktadır.
Konu: BÜYÜKKABACA KASABASI TARİHİ – 3

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

‘Ortak Değerimiz Atatürk’ bildirisine destek ver

Millî ve manevi değerlerimize, başta Atatürk olmak üzere Türk büyüklerine, her türlü tarihî mirasımıza yönelik saldırılar nereden, kimden ve

Ortak Değerimiz Atatürk

ATATÜRK! TÜRK MİLLETİ SANA MİNNETTARDIR

Her millet, sahip olduğu değerlerle geleceğini inşa eder. Geleceğin harcı olan değerlerine sahip çıkan milletler, geçmişten ders çıkararak, gelecekte aynı hataların tekrar edilmemesi için millî bir hafıza oluşturur. Bu hafızanın en önemli değeri, Millî Mücadele’nin lideri ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e periyodik olarak uzun zamandır yapılan saldırılarla karşı karşıyayız. Bunların sonuncusu geçtiğimiz günlerde Ayasofya’da hem protokolün hem de milletimizin gözü önünde gerçekleşmiştir.

Bilindiği gibi bir esaret belgesi olan Sevr Antlaşması’nı tarihin çöplüğüne atan Mustafa Kemal Atatürk, bir savaş ve diplomasi kahramanı olarak, Fatih’in emaneti İstanbul’umuzu, başta Ayasofya olmak üzere, camileri ve tarihî eserleriyle yeniden milletimize kazandırmıştır. Yine Trakya ve Batı Anadolu’yu Yunanistan; Doğu Anadolu’yu da Ermenistan olmaktan kurtarmış, ezanımızı susturmamış, Misak-ı millî sınırları içinde Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştur.

Mustafa Kemal Atatürk, 3 Mart 1924’te, halkı aydınlatma, İslam’ın Kur’an’a göre yaşanmasını sağlama, ibadet ve ahlak esaslarıyla ilgili işleri yürütme, ibadet yerlerini yönetme görevlerini yerine getirmek üzere Diyanet İşleri Başkanlığını kurmuştur. Ayrıca Kur’an’ın tefsiri görevi Atatürk tarafından Elmalılı Hamdi Yazır’a verilmiş ve “Hak Dini Kur’an Dili” böylece ortaya çıkmıştır. Kur’an’ın Türkçe tefsiriyle Türkler, dinini öz kaynağından, kendi dillerinden okumaya ve öğrenmeye başlamışlardır.

Hâl böyleyken son yıllarda Millî Mücadele’mizin millî ve manevi mimarı Mustafa Kemal Atatürk, maalesef periyodik saldırılara maruz kalmaktadır. Bir millete sinsice düşmanlık etmenin yollarından biri, o milletin kahramanlarını itibarsızlaştırmaktır. Bunun en kolay yolu ise dinimizi kirli emellerine alet etmektir.

Son olarak Ayasofya’daki icazet töreninde bir imam Ayasofya’yı kastederek; anlatım bozukluklarıyla dolu “…Bu ve bu gibi mabetlerin mabet olarak kalması için inşa edilmiştir. Öyle bir zaman geldi ki bir asır gibi bir zaman içinde ezan ve namaz yasaklandı ve müze hâline çevrildi. Bunlardan daha zalim ve kâfir kim olabilir!… Yarabb’i bir daha bu zihniyetin bu milletin başına gelmesini mukadder buyurma!” gibi suç oluşturan ifadeler kullanmış ve haklı olarak bu söylem halkımızda büyük bir infiale yol açmıştır.

Atatürk, emperyalizmin ve yerli işbirlikçilerinin planlarını bozan bir lider olup Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ülkemizin en başta gelen birleştirici ve bütünleştirici unsurudur. Mustafa Kemal Atatürk’e üstü kapalı yapılan bu saldırı aslında onun silah arkadaşlarına, Türk milletinin birlik ve beraberliği ile Cumhuriyet’imize yöneliktir. Atatürk’e yapılan ve yapılacak olan saldırıların nihai hedefi Türk milletidir, Türk devletidir. Bu bakımdan bu ve benzeri saldırıların hedefinin Türk devleti ve milleti olduğu konusunda halkımızı uyarmayı, vatanını ve milletini seven bir grup olarak görev addederiz.

Hedeflerine ulaşmak için geçmişte de bazı cahil kimseleri kullananlar, bugün de aynı yöntemlerle hareket etmektedir. Bu son saldırının kaynağının da aynı güçler olduğu şüphesizdir. Millî ve manevi değerlerimize, başta Atatürk olmak üzere Türk büyüklerine, her türlü tarihî mirasımıza yönelik saldırılar nereden, kimden ve nasıl gelirse gelsin, millî birliğimizi asla bozamayacaktır. Aşağıda imzaları bulunan DTCF Birlik üyeleri ve Türk aydınları olarak bu çirkin ve kötü niyetli ifadeleri şiddetle kınıyor ve reddediyoruz.

DTCF Birlik Üyeleri

**İmza: **

Bildiriyi paylaşarak destek verebilirsiniz:

 

En çok beğenilenler

Giriş

Welcome to Typer

Brief and amiable onboarding is the first thing a new user sees in the theme.
Join Typer
Registration is closed.