Dr. İbrahim KARAER

25 Mart 1912 tarihinde resmen açılan İstanbul Türk Ocağı, kısa zamanda Türkçülük fikrinin merkezi oldu. Osmanlı Devleti sınırları içinde ve dışında İstanbul Türk Ocağının tüzüğünü esas alan 35 kadar Türk Ocağı açıldı. Bu Ocaklardan birisi de Isparta sancağı Uluborlu kazasında açılan Uluborlu Türk Ocağı idi (Demirdal, 1968: 166). Birinci Dünya savaşında vatan topraklarını işgal eden düşman kuvvetleri, başta İstanbul Türk Ocağı olmak üzere, bütün Türk Ocaklarını kapattı. Türk Ocakları, 9 Eylül 1922’de Büyük Zaferin kazanılmasından sonra Türkiye çapında yeniden örgütlendi ve 300’den fazla Türk Ocağı şubesi açıldı. Bu açılan Ocaklar arasında Isparta, Eğirdir, Senirkent, Şarkikaraağaç, Uluborlu ve Yalvaç Türk Ocağı da vardı. Isparta Türk Ocağı, 1923 yılının Ağustos ayında açıldı. Basında çıkan haberlerden ve Türk Ocakları Kurultaylarına katılan delege listelerinden Uluborlu Türk Ocağının 1923 yılında; Eğirdir, Senirkent, Şarkikaraağaç ve Yalvaç Ocaklarının 1924 yılında faal oldukları anlaşılıyor.

Türk Ocakları, 10 Nisan 1931 tarihinde toplanan olağanüstü kurultayda kendini feshetmek zorunda kalmıştı. Bu fesih kararında maalesef Senirkent Türk Ocağı delegesinin de imzası vardı. Türk Ocakları, 1949 yılında üçüncü kez açılarak Türkiye çapında yeniden örgütlendi. Bu örgütlenme önceki dönem ile mukayese edilemeyecek ölçüde cılız ve yetersizdi; Isparta ilinde sadece Senirkent Türk Ocağı açılabildi. Senirkent Türk Ocağı faaliyetlerini kesintili de olsa 1951 yılından 1974’lü yıllara kadar sürdürdü. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesiyle faaliyeti durdurulan Türk Ocakları, 1986 yılında yeniden faaliyete geçti. Isparta Türk Ocağı 65 yıl sonra 25 Aralık 1996 tarihinde yeniden açıldı; ancak ilçelerde Türk Ocağı şubeleri açılamadı. Bunda Türk Ocakları Genel Merkezinin izlediği politika etkili oldu.

Türk Yurdu dergisinin 1925 yılı Ocak sayısında Türkiye’de faaliyet gösteren Türk Ocakları arasında Senirkent Türk Ocağının da adı geçmektedir. (“Şuun”, Kanun-ı Sani 1341/1925: 166) Bu bilgiye dayanarak Senirkent Türk Ocağının 1924 yılında faal olduğunu söylemek mümkündür.

Basına yansıyan haberlerden Senirkent Türk Ocağının faaliyetlerinden haberdar oluyoruz. Senirkent Türk Ocağı, 21 ve 26 Mayıs 1341/1925 tarihlerinde iki konferans düzenlemiştir. Bu konferansların ikincisinde üzüm bağlarındaki hastalıkların tedavisi ve haşeratın yok edilmesi yöntemleri izah edilerek bağcılıkla uğraşan halk bilgilendirilmiştir. (Türk Ocakları Şuunu, Temmuz 1925: 199) Senirkent Türk Ocağında konferans faaliyetlerinin daha sonraki yıllarda da devam ettiği görülmektedir. (Karaer, 1992: 87) Senirkent Türk Ocağında bir kütüphane kurulmuş, gazete ve dergiler halkın hizmetine sunulmuştur (Karaer, 1992: 146,151).

Senirkent Türk Ocağının 1926 yılında yapılan genel kurul toplantısına 362 Ocak üyesi katılmıştır. Genel Kurulda, Turgut Reis Mektebi Başöğretmeni Ali Ragıp (Ertekin), yeniden Ocak Başkanı seçilmiştir. Senirkent Türk Ocağı Genel Kurulu hakkında basında çıkan yazıda; “Isparta’nın Senirkent nahiyesi Türk Ocağının 1926 senesi idare heyeti seçimini icra etmek için 362 azadan mürekkeb bir heyet, Turan Mektebinde toplanmıştır. Türk Ocağı Başkanı, istiklal-i zabitan ve mücahitlerinden Turgut Reis Mektebi Başmuallimi Ali Ragıp Bey, Ocağın bir senelik varidat (gelir) ve masraflarını teşrih ederek idare heyeti adına itimat talep etmiştir. Az bir zaman zarfında Ocağın büyük bir varidat temin ettiğini müşahede eden azalar, eski idare heyetini yeniden seçmişlerdir. Yeniden başkanlığa seçilen Ocak Başkanı, Gazi Paşa Hazretlerine arz ve takdim-i tazimatı havi bir telgraf keşide eylemiştir. Gençlere her hususta zahir olan (arka çıkan) Belediye Reis-i Vekili Mehmet Efendi ile Ocak idare heyetine muvaffakiyetler temenni eyleriz” denilmiştir. (Türk Ocaklarında Faaliyet, 4 Nisan 1926)

1927 yılında basında çıkan bir yazıda Senirkent Türk Ocağının büyük bir gayretle memleket işleriyle yakından ilgilendiği; Ocakta memleketin her tarafında çıkan gazete ve mecmuaların okunduğu; konferanslarla halkın aydınlatılmasına çalışıldığı belirtilmiştir. (Senirkent Nahiyesinde, 14 Ağustos 1927)

Mustafa Kemal Atatürk tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde okunan nutuk, gençlik arasında büyük bir heyecan yaratmış, Gazi Mustafa Kemal’e memleketin her köşesinden tebrik telgrafları çekilmiştir. Senirkent Türk Ocağı tarafından Gazi’ye çekilen telgraf metni aşağıdadır: (Hakimiyet-i Milliye, 7 Teşrin-i Sani 1927)

Reisi Cumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine

Yüksek dehanızla çizilen çığırda muvaffakiyetle yürüyen büyük kongre münasebetiyle tebrik eder ve hürmetlerimizi sunarız.     Senirkent Türk Ocağı

1927 yılında toplanan Türk Ocakları Dördüncü Kurultayında, Senirkent Türk Ocağını Şükrü Yusuf Bey, 1928 yılında toplanan Beşinci Kurultayda ise, Cemal Hakkı Bey temsil etmiştir. (Tuncer vd. 1998: 214,245)

1928 yılında Senirkent Türk Ocağı Yönetim Kurulu Başkan: Muallim Ragıp, Kâtip: Halı Atölye Müdürü Hikmet, Murahhas: Halı Şirketi Müdürü Abdullah, Muhasip: Milli Türk Halı Şirketi Kâtibi Hüseyin, Veznedar: Tayyare Cemiyeti Kâtibi Mehmet, Üye: Nahiye Müdürü Ahmet, Müdde-i Umumi (Savcı) Tevhid Beylerden teşekkül etmiştir. Senirkent Türk Ocağının 1928 yılı bütçesi 1.245 liradır. (Tuncer vd. 1998: 281-282,285)

10 Nisan 1931 tarihinde Ankara’da toplanan Türk Ocakları Olağanüstü Kurultayında alınan fesih kararını hazırlayan beş komisyon üyesinden biri Senirkent Türk Ocağı delegesi Mükerrem Beydir. (Tuncer vd. 1998: 381-382)

Senirkent Türk Ocağı, 1927’li yıllarda mahalli imkânlarla bir Türk Ocağı binası yapmayı başarmıştır. Bugünkü İlçe Emniyet Müdürlüğü binasının bulunduğu yerde inşa edilen bu bina, 1939-1951 yılları arasında Halkevi ve 1980’li yıllara kadar İlçe Halk Kütüphanesi olarak kullanılmıştır. Selman Irlayıcı, 1975 yılında kaleme aldığı “Eğitim ve Kültür” başlıklı yazısında, Senirkent Türk Ocağı binası ve faaliyetleriyle ilgili olarak; “Bu bina, elli sene önce İstiklal Harbinden sonra Türk Ocağı binası olarak yapılmıştı. Binanın inşaatına başlanıldığı zaman Ragıp (Ertekin) Hoca bizi Turgutlar İlkokulundan getirmiş, çalışanlara taş ve kerpiç çektirmek suretiyle yardım ettirmişti. O tarihlerde bu basit yapı, milli bayramlarda ve önemli günlerde halkın toplanma ve eğlenme yeri idi. En güzel temsillerimizi bu binada verdik” demiştir. (Irlayıcı, 1 Şubat 1975)

Türk Ocakları 1949 yılında yeniden açılmış ve ülke çapında örgütlenmiştir. Bu örgütlenme, önceki dönem ile mukayese edildiğinde çok yetersizdi. 1949-1980 döneminde Isparta ilinde sadece Senirkent’te Türk Ocağı şubesi açılabildi. 1951 yılında yayımlanan “Senirkent İlçe Merkezi Olmalıdır” adlı broşürde, Senirkent’te faaliyet gösteren dernekler arasında “Senirkent Türk Ocağı”nın adı geçmektedir. (Senirkent İlçe Merkezi, 1951: 6) Senirkent 1951 yılında Uluborlu kazasına bağlı nahiye merkezi iken, 16 Haziran 1952 tarihinde Isparta iline bağlı ilçe merkezi olmuştur. 23 Nisan 1955 tarihinde toplanan Türk Ocakları Kurultayına sunulan faaliyet raporunda; önceki yıllarda faaliyet gösteren Kayseri, Erzurum, Senirkent ve Denizli Türk Ocaklarının yeniden açılmasına karar verildiği belirtilmiştir. (Türk Yurdu, Mayıs 1955: 882) 1970 yılında yeniden faaliyete geçen Senirkent Türk Ocağı, 12 Mart 1971 muhtırası ile kapatılmış; 1974 yılında yeniden açılmıştır. (Karaer, 2011: 529)

Senirkent Türk Ocağının 1970 yılında yeniden faaliyete geçmesi ile ilgili basında çıkan bir yazıda; “Geçen hafta içerisinde Senir­kent’te Türk Ocağı Şubesi açılmıştır. Senirkent’te Türk Ocaklarının eski ve sıkı bir münasebeti vardır. Hatırladığımıza göre Senirkent’te ilk Türk Ocağı, Kuvayı Milliyenin ilk teşekkülü sırasında kurulmuş, milli bilin­cin şahlanmasında, İstiklal Harbi’nin kazanılmasında büyük yardımcı olmuş ve uzun süre faaliyetini sürdürmüştür. O günün en kötü şartları altında parkın batısında bulunan ve halk kütüphanesi olarak kullanılan binayı meydana getiren Türk Ocağı; bu binada milli konularda pek çok temsil ve konferanslar verdirmiştir. Hatta Türk Ocakları Genel Başkanı Hamdullah Suphi Tanrıöver, o sıralar Senirkent’e gelmiş, milli bilincin şahlanması için Büyük Camide çok heyecanlı konuşmalar yapmıştır” denilmektedir. (Senirkent Postası, 18 Temmuz 1970) Türk Ocağı Senirkent Şubesi’nin Meşrutiyet ve Milli Mücadele yıllarında faal olduğuna dair elimizde başka bilgi yoktur. Ancak, yukarıdaki yazıdan, Türk Ocağı fikrinin toplum üzerinde yarattığı olumlu etkinin Anadolu’nun dört bir tarafına yayıldığı görülmektedir.

1970 yılında yeniden faaliyete geçen Senirkent Türk Ocağı yönetim kurulunda: Başkan Enver Özdemir (Öğretmen), Sekreter Ali Güven (Öğretmen), Muhasip Mehmet Harmankaya (Öğretmen), Veznedar M. Emin Demirkol (Öğretmen), Üyeler Necati Şahin (Belediye Başkanı), Arif Ali Bıçakçı (Öğretmen), İbrahim Ürün görev almışlardır. (Senirkent Postası, 18 Temmuz 1970) Bu yıllarda Senirkent Türk Ocağı tarafından düzenlenen konferanslara lise öğrencisi iken, ben de dinleyici olarak katılmıştım. Senirkent Belediyesi Nikah Salonunda düzenlenen konferanslar, büyük ilgi görmüştü. Basında çıkan başka bir haberden Senirkent Türk Ocağının 1974 yılında faaliyetini sürdürdüğü anlaşılmaktadır (Senirkent Sesi, Haziran 1974).

Senirkent Türk Ocağının faal olduğu yarım asırlık dönemde yaptığı faaliyetlerle halkın ve gençliğin toplanma ve aydınlanma merkezi olduğunu söyleyebiliriz. 

Sonuç

Senirkent halkı toplumcu bir anlayışa sahip olduğunu her fırsatta ispatlamıştır. 1924 yılında henüz nahiye merkezi iken Türk Ocağını kurmuş ve yaşatmıştır. 1931 yılında Dokumacılar Birliği ve Yükseliş Birliği kurulmuş, Afyon il merkezinde öğrenci yurdu açılmıştır. 1942 yılında kurulan Dokumacılar Kooperatifi toplum kalkınmasının örneklerine imza atmıştır. Türk Ocaklarının 3. Açılışında (1949-1980 döneminde) Isparta ilinde tek faal olan Ocak, Senirkent Türk Ocağıdır. 1952 yılında Milliyetçiler Derneği Senirkent Şubesinin de açıldığını belirtelim. 1986 yılında yeniden faaliyete geçen Türk Ocakları, Türkiye çapında örgütlenmesine rağmen, Senirkent’te Türk Ocağı Şubesi açılmamıştır. 1924 yılından 1974’lü yıllara kadar yaklaşık 50 yıldan fazla Türk Ocağını yaşatan Senirkent ilçesinde, Türk Ocağı şubesinin açılamamış olması üzücüdür.  

Kaynaklar

– Demirdal, Sait (1968). Bütünüyle Uluborlu. İstanbul: Acar Matbaası.

– Hakimiyet-i Milliye (7 Teşrin-i Sani 1927)

Irlayıcı, Selman (1 Şubat 1975). “Kültür ve Eğitim”, Senirkent Postası, s.1.

– Karaer, İbrahim (1992). Türk Ocakları (1912-1931). Ankara: Türk Yurdu Yayınları.

– Karaer, İbrahim (2011). Dünden Bugüne Senirkent (1182-2010). Ankara: Senirkent Kültür ve Yardımlaşma Derneği Yayınları.

– Karaer, İbrahim (Mayıs 2011), Türk Ocaklarının 1931 Yılında Feshi, Emlak, Alacak ve Borçlarının Tasfiyesi: Isparta İli Örneği. Türk Yurdu, 31 (285), 69-74.

– Senirkent İlçe Merkezi Olmalıdır (1951). Ankara: Arı Basımevi.

– Senirkent Nahiyesinde Faaliyetler (14 Ağustos 1927). Cumhuriyet, (1172), s.3.

– Senirkent Postası (18 Temmuz 1970). (103), s.3.

– Senirkent Sesi (Haziran 1974), s.2.

– Şuun (Kanun-ı Sani 1341/1925). Türk Yurdu, (165-4), s.166.

– Tuncer, Hüseyin vd. (1998). Türk Ocakları Tarihi (Açıklamalı Kronoloji): Birinci cilt (1912-1931). Ankara: Türk Yurdu Yayınları.

– Türk Ocakları Şuunu (Temmuz 1925). Türk Yurdu, (171-10), s.199.

– Türk Ocaklarında Faaliyet (4 Nisan 1926), Babalık, (2067), s.2

Türk Yurdu, (Mayıs 1955), (244), s.882.

 

 

Contributor
Yorum bulunmamaktadır.
Konu: SENİRKENT TÜRK OCAĞI (1924-1974)

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

‘Ortak Değerimiz Atatürk’ bildirisine destek ver

Millî ve manevi değerlerimize, başta Atatürk olmak üzere Türk büyüklerine, her türlü tarihî mirasımıza yönelik saldırılar nereden, kimden ve

Ortak Değerimiz Atatürk

ATATÜRK! TÜRK MİLLETİ SANA MİNNETTARDIR

Her millet, sahip olduğu değerlerle geleceğini inşa eder. Geleceğin harcı olan değerlerine sahip çıkan milletler, geçmişten ders çıkararak, gelecekte aynı hataların tekrar edilmemesi için millî bir hafıza oluşturur. Bu hafızanın en önemli değeri, Millî Mücadele’nin lideri ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e periyodik olarak uzun zamandır yapılan saldırılarla karşı karşıyayız. Bunların sonuncusu geçtiğimiz günlerde Ayasofya’da hem protokolün hem de milletimizin gözü önünde gerçekleşmiştir.

Bilindiği gibi bir esaret belgesi olan Sevr Antlaşması’nı tarihin çöplüğüne atan Mustafa Kemal Atatürk, bir savaş ve diplomasi kahramanı olarak, Fatih’in emaneti İstanbul’umuzu, başta Ayasofya olmak üzere, camileri ve tarihî eserleriyle yeniden milletimize kazandırmıştır. Yine Trakya ve Batı Anadolu’yu Yunanistan; Doğu Anadolu’yu da Ermenistan olmaktan kurtarmış, ezanımızı susturmamış, Misak-ı millî sınırları içinde Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştur.

Mustafa Kemal Atatürk, 3 Mart 1924’te, halkı aydınlatma, İslam’ın Kur’an’a göre yaşanmasını sağlama, ibadet ve ahlak esaslarıyla ilgili işleri yürütme, ibadet yerlerini yönetme görevlerini yerine getirmek üzere Diyanet İşleri Başkanlığını kurmuştur. Ayrıca Kur’an’ın tefsiri görevi Atatürk tarafından Elmalılı Hamdi Yazır’a verilmiş ve “Hak Dini Kur’an Dili” böylece ortaya çıkmıştır. Kur’an’ın Türkçe tefsiriyle Türkler, dinini öz kaynağından, kendi dillerinden okumaya ve öğrenmeye başlamışlardır.

Hâl böyleyken son yıllarda Millî Mücadele’mizin millî ve manevi mimarı Mustafa Kemal Atatürk, maalesef periyodik saldırılara maruz kalmaktadır. Bir millete sinsice düşmanlık etmenin yollarından biri, o milletin kahramanlarını itibarsızlaştırmaktır. Bunun en kolay yolu ise dinimizi kirli emellerine alet etmektir.

Son olarak Ayasofya’daki icazet töreninde bir imam Ayasofya’yı kastederek; anlatım bozukluklarıyla dolu “…Bu ve bu gibi mabetlerin mabet olarak kalması için inşa edilmiştir. Öyle bir zaman geldi ki bir asır gibi bir zaman içinde ezan ve namaz yasaklandı ve müze hâline çevrildi. Bunlardan daha zalim ve kâfir kim olabilir!… Yarabb’i bir daha bu zihniyetin bu milletin başına gelmesini mukadder buyurma!” gibi suç oluşturan ifadeler kullanmış ve haklı olarak bu söylem halkımızda büyük bir infiale yol açmıştır.

Atatürk, emperyalizmin ve yerli işbirlikçilerinin planlarını bozan bir lider olup Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ülkemizin en başta gelen birleştirici ve bütünleştirici unsurudur. Mustafa Kemal Atatürk’e üstü kapalı yapılan bu saldırı aslında onun silah arkadaşlarına, Türk milletinin birlik ve beraberliği ile Cumhuriyet’imize yöneliktir. Atatürk’e yapılan ve yapılacak olan saldırıların nihai hedefi Türk milletidir, Türk devletidir. Bu bakımdan bu ve benzeri saldırıların hedefinin Türk devleti ve milleti olduğu konusunda halkımızı uyarmayı, vatanını ve milletini seven bir grup olarak görev addederiz.

Hedeflerine ulaşmak için geçmişte de bazı cahil kimseleri kullananlar, bugün de aynı yöntemlerle hareket etmektedir. Bu son saldırının kaynağının da aynı güçler olduğu şüphesizdir. Millî ve manevi değerlerimize, başta Atatürk olmak üzere Türk büyüklerine, her türlü tarihî mirasımıza yönelik saldırılar nereden, kimden ve nasıl gelirse gelsin, millî birliğimizi asla bozamayacaktır. Aşağıda imzaları bulunan DTCF Birlik üyeleri ve Türk aydınları olarak bu çirkin ve kötü niyetli ifadeleri şiddetle kınıyor ve reddediyoruz.

DTCF Birlik Üyeleri

**İmza: **

Bildiriyi paylaşarak destek verebilirsiniz:

 

En çok beğenilenler

Giriş

Welcome to Typer

Brief and amiable onboarding is the first thing a new user sees in the theme.
Join Typer
Registration is closed.