İletişim çağındayız. Bakmasını ve görmesini bilenler için çok şey açık. Gelişmiş ülkelerin özellikleri arasında bir husus dikkati çekiyor. Yakın tarihe bakıyoruz, dinle siyaset ilişkisini ayarlayabildikleri ölçüde sosyal barışı sağlayabildikleri ve ilerledikleri görülüyor.

Siyasete din veya dine siyaset bulaştırmak kesinlikle iyi sonuç vermiyor. Mutlaka bozuyor diyenler çok. İnsanlığın tekerrüründen ders almadığı olaylar arasında dinle kurgulanan sahtelikler açık ara öndedir. Hangi din olursa olsun, döneme ve toplumlara göre bu tuzağa düşüldüğü açık. Tarihte yaşanan sayıya gelmez dinle aldatmalar diğerlerine benzemez. İnsanı, toplum hallerini, toprağa-tohuma kadar her şeyi kullanan bir düzene yol açan yalnız odur. Bu durumlarda, din ve Tanrı, yalnız din simsarlarına çalışan bir otomattır. Azgınlaşırlar, tutamazsınız.

 

İnanç ve fikir

Din ve siyaset iç içe geçince ayarların bozulması normal sonuçtur. Bu bozgun, çok iyi anlamak zorunda kaldığımız bir mesele halinde önümüzdedir. Neden böyledir sorusunun cevapları basit: İnanç alanında kesin kabuller vardır. Yapısı gereği ne ile bir araya gelse üste çıkar, uyuşmaz, ortak kabul etmez. Çünkü ya “gökten inmiştir“, ya da gizli ve her şeyin üstünde bir güce bağlılık söz konusudur. Nasıl iman ettiğiniz ve onu nasıl yaşadığınız özel bir tecrübedir. Fakat o imanı, kendinizi değiştirecek ve düzeltecek bir prensipler bütünü halinde algılamak yerine, her adımda akıl ve yorum gerektiren dünya düzenini tayin için kullanmaya kalktığınızda işler çatallaşır. İnsanın yapısı gereği öyle inanan, böyle inanan kesin inançlılar çeşitlenince de olan olur. İştah kabartan bir güç doğar. Ticaret metaına dönüşen dinin yorumları siyaset üzerinde baş edilemez bir vesayet kurar.

Başka bir sıkıntı daha var ki içinden çıkılmaz felaketlere yol açıyor. İnancını hayatının merkezine alarak ideolojileştiren, donduran yapılar doğuyor. Kendisini öteki karşısında bu kesinlik ve keskinlikle konumlandıranlardan her biri Biz kurtulanlarız (fırka-i nâciye), diğerleri batmıştır.” diyor. Birbirine düşman bu din gruplarının hepsi için de “Gökten gelen bir karar vardır“. Kendi söyleyip kendi inanan, kendi yargısıyla kendini temize çıkaran, cennet cehennem kararları veren bu acayip gruplar pıtırak gibi bitiyor. Rekabet kızışıyor.

Bu simsarlıklar bu kadar kök salıncaya kadar sesimiz çıkmadı. Biraz düşünen, gören ve anlayan tuhaf durumlarla karşılaşıyor. “Tanrı yaratandır” diyorlar, bakıyorsunuz hiç de öyle görünmüyor… Tam manasıyla onların emir eri. Putunu yapıp acıkınca yiyen Câhiliye Arapları gibiler. İlahiyatçılarımız ne der bilmem ama görünen budur. Toplumu bu halleriyle aldatıyor ve oynatıyorlar. Gel de şaşma!

Fikirler arasında ise hürriyet alanı geniştir. “İlahi buyruk ve gerçek budur” denmediği müddetçe ne kadar keskin olursa olsun rahatlıkla eleştirirsiniz.

 

Din görünüşlü yıkım

Bizde büyük bozulma din siyasetiyle geldi. 1980’lere yaklaşırken Müslüman deyince yalnız siyasi-ideolojik gruplarına girenleri anlayan bir kavramlaştırma yerleşti. Bu nasıl bir dinse artık. Kendisini din adına karar verme otoritesi ilan eden anlayışlar siyasetle yeni bir din ve dil kurgusuyla su yüzüne çıktı. 1970’li yıllarda Ülkücü gençlerle Akıncılar arasındaki ayrılığın nasıl yaşandığını Kavga Günleri‘nde de yazmıştım. Bir gün iki genç tartışıyorlardı. Bir yerde konuşma hararetlendi ve Ülkücü, “Namaz da kılıyoruz, daha ne istiyorsunuz?” deyince, diğeri, “Yetmez, bizden olacaksınız. dedi. O günden beri dikkat ediyorum, siyasette-cemaatte bu simsarlık kurgusu hiç değişmedi.

 

Ateşle barut

Siyasetçinin dini kullanmasını önlemek acil bir meselemizdir. İslam dünyası için kurtuluşun olmazsa olmaz şartı dinle siyaseti ayırmak gibi görünüyor. Bunu diyenler çoğalıyor. Ekmeleddin İhsanoğlu, İslâm İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreterliği sırasında yaşadıklarına göre benzer bir hüküm veriyor: Müslüman toplumların günümüz dünyasında kararlılıkla ileri gidebilmeleri için siyaset alanıyla din alanı arasındaki ilişkiyi, bunları birbirine karıştırmayacak şekilde tanımlamaları gerekir.” (Yeni Yüzyılda İslam Dünyası, Timaş Yayınları 2014)

Biz daha açık söyleyelim: Bugün için bir gerçek apaçık görüldü. Ağzını besmeleyle açan, âyet hadisle konuşan, belli dindarlık kavramlarıyla muhatabını baskılayan siyasetçi en zararlı tiptir. Bizdeki ve dünyadaki örnekleriyle yaşıyoruz. Sakınılacak insan ve lider tipi odur.

Dini tekeline alan siyasi-sosyolojik yapıların kıskacındayız. Din deyince onları referans kabul etmek yanlışına düşerek ülkeyi bu hale getirdik. Sadece bizde değil, bütün İslam âleminde siyaset ve ideoloji dini dinlikten çıkardı. Kafamızı, psikolojimizi, hayatımızı bozdukça bozdu. Dünyaya rezil oluşumuzun kök sebeplerinden biri budur.

Contributor
Yorum bulunmamaktadır.
Konu: Din bırakmayan din siyaseti

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

‘Ortak Değerimiz Atatürk’ bildirisine destek ver

Millî ve manevi değerlerimize, başta Atatürk olmak üzere Türk büyüklerine, her türlü tarihî mirasımıza yönelik saldırılar nereden, kimden ve

Ortak Değerimiz Atatürk

ATATÜRK! TÜRK MİLLETİ SANA MİNNETTARDIR

Her millet, sahip olduğu değerlerle geleceğini inşa eder. Geleceğin harcı olan değerlerine sahip çıkan milletler, geçmişten ders çıkararak, gelecekte aynı hataların tekrar edilmemesi için millî bir hafıza oluşturur. Bu hafızanın en önemli değeri, Millî Mücadele’nin lideri ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e periyodik olarak uzun zamandır yapılan saldırılarla karşı karşıyayız. Bunların sonuncusu geçtiğimiz günlerde Ayasofya’da hem protokolün hem de milletimizin gözü önünde gerçekleşmiştir.

Bilindiği gibi bir esaret belgesi olan Sevr Antlaşması’nı tarihin çöplüğüne atan Mustafa Kemal Atatürk, bir savaş ve diplomasi kahramanı olarak, Fatih’in emaneti İstanbul’umuzu, başta Ayasofya olmak üzere, camileri ve tarihî eserleriyle yeniden milletimize kazandırmıştır. Yine Trakya ve Batı Anadolu’yu Yunanistan; Doğu Anadolu’yu da Ermenistan olmaktan kurtarmış, ezanımızı susturmamış, Misak-ı millî sınırları içinde Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştur.

Mustafa Kemal Atatürk, 3 Mart 1924’te, halkı aydınlatma, İslam’ın Kur’an’a göre yaşanmasını sağlama, ibadet ve ahlak esaslarıyla ilgili işleri yürütme, ibadet yerlerini yönetme görevlerini yerine getirmek üzere Diyanet İşleri Başkanlığını kurmuştur. Ayrıca Kur’an’ın tefsiri görevi Atatürk tarafından Elmalılı Hamdi Yazır’a verilmiş ve “Hak Dini Kur’an Dili” böylece ortaya çıkmıştır. Kur’an’ın Türkçe tefsiriyle Türkler, dinini öz kaynağından, kendi dillerinden okumaya ve öğrenmeye başlamışlardır.

Hâl böyleyken son yıllarda Millî Mücadele’mizin millî ve manevi mimarı Mustafa Kemal Atatürk, maalesef periyodik saldırılara maruz kalmaktadır. Bir millete sinsice düşmanlık etmenin yollarından biri, o milletin kahramanlarını itibarsızlaştırmaktır. Bunun en kolay yolu ise dinimizi kirli emellerine alet etmektir.

Son olarak Ayasofya’daki icazet töreninde bir imam Ayasofya’yı kastederek; anlatım bozukluklarıyla dolu “…Bu ve bu gibi mabetlerin mabet olarak kalması için inşa edilmiştir. Öyle bir zaman geldi ki bir asır gibi bir zaman içinde ezan ve namaz yasaklandı ve müze hâline çevrildi. Bunlardan daha zalim ve kâfir kim olabilir!… Yarabb’i bir daha bu zihniyetin bu milletin başına gelmesini mukadder buyurma!” gibi suç oluşturan ifadeler kullanmış ve haklı olarak bu söylem halkımızda büyük bir infiale yol açmıştır.

Atatürk, emperyalizmin ve yerli işbirlikçilerinin planlarını bozan bir lider olup Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ülkemizin en başta gelen birleştirici ve bütünleştirici unsurudur. Mustafa Kemal Atatürk’e üstü kapalı yapılan bu saldırı aslında onun silah arkadaşlarına, Türk milletinin birlik ve beraberliği ile Cumhuriyet’imize yöneliktir. Atatürk’e yapılan ve yapılacak olan saldırıların nihai hedefi Türk milletidir, Türk devletidir. Bu bakımdan bu ve benzeri saldırıların hedefinin Türk devleti ve milleti olduğu konusunda halkımızı uyarmayı, vatanını ve milletini seven bir grup olarak görev addederiz.

Hedeflerine ulaşmak için geçmişte de bazı cahil kimseleri kullananlar, bugün de aynı yöntemlerle hareket etmektedir. Bu son saldırının kaynağının da aynı güçler olduğu şüphesizdir. Millî ve manevi değerlerimize, başta Atatürk olmak üzere Türk büyüklerine, her türlü tarihî mirasımıza yönelik saldırılar nereden, kimden ve nasıl gelirse gelsin, millî birliğimizi asla bozamayacaktır. Aşağıda imzaları bulunan DTCF Birlik üyeleri ve Türk aydınları olarak bu çirkin ve kötü niyetli ifadeleri şiddetle kınıyor ve reddediyoruz.

DTCF Birlik Üyeleri

**İmza: **

Bildiriyi paylaşarak destek verebilirsiniz:

 

En çok beğenilenler

Giriş

Welcome to Typer

Brief and amiable onboarding is the first thing a new user sees in the theme.
Join Typer
Registration is closed.