Dr. İbrahim KARAER

 

Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivinde bulunan 1760 tarihli ve AE SMST.III 29-2001-1-1 numaralı belgede; Akkeçili, Büyükkabaca ve Senirkent köylerinin tarihine ışık tutacak yeni bilgiler öğreniyoruz. Uluborlu kazası Yörükkabaca (Büyükkabaca) ahalisi, Akkeçili Harabesi hududundaki Aşağı Dağ adlı dağdan iki yüz seneden fazla bir zamandan beri müştereken odun keserken, Senirkent köyünde iskan edilen harabe-i mezbur ahalisinin “otlanmak vergisini biz veririz” diye odun toplamalarına engel oldukları gerekçesi ile şikayetçi olmuşlar ve bu konudaki anlaşmazlığın Defterhane-i Amire kayıtlarına göre hallini istemişlerdir (EK-1). Akkeçili harabesi sınırındaki Aşağı Dağın kullanım hakkının, Senirkent ve Büyükkabaca köyleri arasında dava konusu olması ilginçtir. Söz konusu belgede; “Akkeçili harabesi hududunda vaki Aşağı Dağ demekle maruf cebel” ifadesi ile XV. ve XVI. yüzyıllarda adına rastladığımız, ancak daha sonraki yıllarda bir daha haber alamadığımız Akçakeçili köyünden bahsedilmiş olması önemlidir.

“Akkeçili Harabesi” ifadesi ile Firikya, Lidya, Pers ve Roma dönemlerine ait günümüzde sit alanı ilan edilen Karatepe’den mi? Yoksa XVI. Yüzyılın başlarında dağılan Akçakeçili köyü harabesinden mi söz edildiğini tahmin etmek zordur. Akçakeçili köyünün Karatepe’deki harabe üzerinde kurulmuş olması da mümkündür. Belgede adı geçen Aşağı Dağ, bölge haritalarında yer almadığı gibi, halk arasında da tanınmamaktadır. Senirkent civarındaki dağları çok iyi bilen Muharrem Bardak’ın bu konudabilgisine başvurduğumda; “harita üzerinde Aşağı Dağ isminin mevcut olmadığını, Akkeçili köyünden Nasuh Koca’nın günümüzde bu adla anılan dağ ve mevki ismi bulunmadığını, Büyükkabaca halkının 1970’lere kadar Akkeçili dağından odun toplamaya devam ettiklerini naklettiğini; kendisinin de Büyükkabaca halkının hem Akkeçili dağından, hem de Garip dağından odun topladıklarını çok iyi hatırladığını söylemiştir. Büyükkabaca köyüne 10 – 15 km. mesafesi olan Aşağı Dağ’dan odun toplama geleneğinin uzun yıllar devam ettiği anlaşılıyor.

Akçakeçilü köyü ile ilgili ilk resmi bilgileri 1478, 1501 ve 1523 tarihli tapu tahrir defterlerinden öğreniyoruz. 1478 tarihinde Akçakeçilü köyünde; 2 nim çift, 2 bennak, 1 mücerred, 1 nim çift-ortak olmak üzere toplam 6 nefer mevcuttur. Aynı belgede, Akçakeçilü köyüne 2 çift, 4 bennak Perakende Yörük’ün yerleştirildiği görülmektedir (Karaca, 2012: 178). 1501 tarihinde Akçakeçilü köyünde 3 bennak Perakede Yörük bulunmakta olup, köyde 1 çift, 3 nim çift ve 4 bennak olmak üzere 8 nefer; 1523 tarihinde ise; 1 çift, 2 bennak ve 5 mücerred olmak üzere 8 neferin kayıtlı olduğu görülmektedir. Köydeki mevcut 8 nefer, yaklaşık 24 nüfusa tekabül etmektedir. 1523 tarihli defterde; Akçakeçili köyü için; defter-i köhnede karye (köy) olup, reayası perakende olup geri kayıt olundu ifadesi yer almıştır (Karaca, 2012: 182,184,186,187). Behset Karaca, 1501 tarihinde nüfusu azalan Akçakeçilü köyünün daha sonra dağıldığını belirtmiştir. 1530 tarihli defterde Akçekeçili’de hasıl (gelir) yazılmasına rağmen, hane yazılmamıştır. 1568 tarihli tapu tahrir defterinde ise; Akçakeçilü köyü ile ilgili herhangi bir kayıt yoktur (Karaca, 2012: 182,189-191). Akçakeçilü köyü hakkında XVI. yüzyılın ikinci yarısından, XX. yüzyılın ortalarına kadar resmi kayıtlarda herhangi bir bilgi mevcut değildir. Bölgede yaşanan deprem ve benzeri coğrafi olay sonrası göl sularının yükselmesi sebebiyle Akçakeçilü köyünün, 1530’lardan sonra dağılmış olması ihtimali kuvvetlidir (Karaer, Nisan, Mayıs, Haziran 2016: 2).

1760 tarihli belgeden 1530’larda dağılan Akçakeçelü köyü halkının Senirkent’e iskan edildiklerini de öğreniyoruz: “iki yüz seneden mütecaviz eba ve an ceddi (babadan oğula) teşrik-i asliyye-i ilahiyye ile müşterek olduğumuz hatabı kat’ iderken (odununu keserken) harabe-i mezburun ahalisi sinin-i mezbureden (sinin: yıllar) kalkub kasaba-i mezbura tabi Senirkent nam karyede iskanı ve bizimle dağ-ı mezbureyi intifa iderlerken kadimde karye-i mezbur otlanmak avarızını biz veririz deyu ihtitabımıza (odun toplamamıza) mani olmalarıyla ahali-i merkum ile müdafaa-i şer’i olduğumuzda” ifadelerinden, 1530’larda dağılan Akçakeçilü köyü halkının Senirkent köyünde iskan edildikleri anlaşılmaktadır.

Kemal Turfan, Şeyh Ahmet Sultan menakıbına atfen civardaki 9 ve 14 köyün Şeyh Ahmed Sultan tekkesi etrafında toplanmasıyla Senirkent’in bir kasaba olarak kurulduğuna dair bir rivayet nakletmiş; Senirkent’i kuran 14 köy halkı ile ilgili olarak Çaylak, Elperek, Ultarlı/Kirazlı ve Karaarslan köylerinin adını vermiştir (Turfan, 10 Ağustos 1974: 3). Ancak, Turfan’ın 1370’lerde Şeyh AhmetSultan Tekkesi etrafında toplandığını belirttiği Çaylak ve Karaarslan gibi köyler, XVI. yüzyıla kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir. Önceki yazılarımızda Senirkent’in kasaba hüviyetinde değil, küçük bir köy olarak kurulup zamanla büyüdüğünü yazmıştık. XVI. yüzyılda Akçakeçilü köyü halkının Senirkent’e iskan edilmiş olması bizim görüşümüzü doğrular niteliktedir. XVI. yüzyılda bir vakıf köyü olan Çaylak köyünde Çaylak Kuyusu Vakfı vardı. Bu köyün dağılmasından sonra Yörük Kabaca köyünün gelirleri Çaylak Kuyusu Vakfına yazılmıştır. Senirkent ve Büyükkabaca kasabası sınırları içinde “Çaylak” olarak anılan mevkiler ve “Çaylak” lakaplı sülaleler mevcuttur. Bu işaretler, dağılan Çaylak köyü halkının XVI. yüzyıldan sonra Senirkent ve Büyükkabaca köylerine yerleşmiş olduklarını gösterir. XV. ve XVI. yüzyıla kadar varlığını sürdüren Karaarslan, Kuyucak ve Kaldırım köyleri halkının da, daha sonra Senirkent’e yerleşmiş olma ihtimali kuvvetlidir.

Ele aldığımız belgede, Akçakeçili köyünden “Akkeçili”, Büyükkabaca köyünden “Yörük Kabaca” olarak söz edilmiştir. “Senirkent” adı, günümüzde aynen kullanılmaya devam edilmektedir. Belgede geçen Aşağı Dağın, bölge haritalarında yer almadığı ve günümüzde halk arasında da tanınmadığı görülmektedir. Muhtemelen bu dağın adı sonradan değiştirilmiştir. Bu isim değişikliğinden dolayı Büyükkabaca ve Senirkent köyleri arasında 260 yıl önce dava konusu olan Aşağı Dağın yeri hakkında kesin bir şey söyleyemiyoruz. Bu belgede görüldüğü gibi yer adlarının tarihi önemi büyüktür, sık sık değiştirilmesi tarihimize ihanettir.

Sonuç
Mahalli tarihe ait belge okumalarının, toplum yaşayışına ışık tutması bakımından önemli olduğunu düşünüyorum. Bu okumalardan toplum hayatına dair çeşitli neticeler çıkarmak mümkündür. Bu yaptığımız çalışmaların, sonraki nesillere bir başlangıç ve basamak olmasını diliyorum.

EK-1

Belge yer numarası: COA AE SMST.III 29-2001-1-1
Der-i devlet mekine-i arz-ı dai-yi kemineleri budur ki medine-i Uluborlu kazasına tabi Yörük Kabaca nam karye ahalileri Meclis-i Şer’a gelüp şöyle tazallum-ı hal ve takrir-i ma fi’l-(..) idüb kaza-i mezbura tabi Akkeçili harabesi hududunda vaki Aşağı Dağ demekle maruf cebel (..) en Nasu şürekau fi’s selas el mau ve’l kelau (Belgenin okunmasına katkı sağlayan Osman Nuri Mete’nin notu: Hz. İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: Rasululah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Müslümanlar üç şeyde ortaktırlar: Suda, otta, ateşte. Bunlardan alınacak bedel de haramdır”) el-hatab hadis-i şerifi ma-sadakınca (doğruladığı üzere) iki yüz seneden mütecaviz eba ve an ceddi (babadan oğula) teşrik-i asliyye-i ilahiyye ile müşterek olduğumuz hatabı kat’ iderken (odununu keserken) harabe-i mezburun ahalisi sinin-i mezbureden (sinin: yıllar) kalkub kasaba-i mezbura tabi Senirkent nam karyede iskanı ve bizimle dağ-ı mezbureyi intifa iderlerken kadimde karye-i mezbur otlanmak avarızını biz veririz deyu ihtitabımıza (odun toplamamıza) mani olmalarıyla ahali-i merkum ile müdafaa-i şer’iolduğumuzda taraf-ı şer’-i enverden fetva-yı şerif mucebince enva’-i hatabda hatab kat’ etmemiz içün yedimize ita olunan huccet-i şer’iye mucebince hatab kat’ murad eylediğimizde hilaf-ı şer’-i şerif ve fetva ve mugayir-i kanun-ı münif ihtitabımıza mani gadr murad itmeleriyle yedimizde olan huccet-i şer’iyemiz başmuhasebeye kayıd ve mucebince bir kıt’a emr-i cihan muta sadaka ve ihsan buyrulmak ricasıyla evvelki vaki ilam idiver deyu ilhah (zorlama, üsteleme) itmeleriyle hal bast olunan minval üzere olduğu bu fakirin malumu olmağın bu müsted’alarına (dilekçe ile istenen) müsaade-i aliye ricasıyla ol ki vaki haldir bi’l iltimas paye-i serir-i alaya arz ve ilam olundu baki emr ü ferman hazreti menlehül emrindir. Fi gurreti şehri zilkade li-seneti selasin ve seb’in ve mieti ve elfin (1173 senesi Zilkade ayının başında) / 15 Haziran 1760
el-Abdu’d-da’i li-Devleti’l-aliyyeti’l-Osmaniye
Mehmed Şükrü el-Kadi bi-medineti Uluborlu

KAYNAKLAR
– Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi (COA): AE SMST.III 29-2001-1-1
– Karaca, Behset (2012), XV. ve XVI. Yüzyıllarda Uluborlu Kazası, Isparta:
– Karaer, İbrahim (Nisan, Mayıs, Haziran 2016), “Akkeçili Köyü Tarihi”, Senirkent Yükseliş, sayı:202,203 ve 204.
– Turfan, Kemal (10 Ağustos 1974), “Senirkent Tarihi”, Senirkent Postası, yıl:7, sayı:194.

NOT: Kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.

Dr. İbrahim KARAER

e-mail: [email protected]

 

Yorum bulunmamaktadır.
Konu: AKKEÇİLİ HARABESİ, BÜYÜKKABACA VE SENİRKENT KÖYLERİ İLE İLGİLİ 1760 TARİHLİ BİR BELGE VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

‘Ortak Değerimiz Atatürk’ bildirisine destek ver

Millî ve manevi değerlerimize, başta Atatürk olmak üzere Türk büyüklerine, her türlü tarihî mirasımıza yönelik saldırılar nereden, kimden ve

Ortak Değerimiz Atatürk

ATATÜRK! TÜRK MİLLETİ SANA MİNNETTARDIR

Her millet, sahip olduğu değerlerle geleceğini inşa eder. Geleceğin harcı olan değerlerine sahip çıkan milletler, geçmişten ders çıkararak, gelecekte aynı hataların tekrar edilmemesi için millî bir hafıza oluşturur. Bu hafızanın en önemli değeri, Millî Mücadele’nin lideri ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e periyodik olarak uzun zamandır yapılan saldırılarla karşı karşıyayız. Bunların sonuncusu geçtiğimiz günlerde Ayasofya’da hem protokolün hem de milletimizin gözü önünde gerçekleşmiştir.

Bilindiği gibi bir esaret belgesi olan Sevr Antlaşması’nı tarihin çöplüğüne atan Mustafa Kemal Atatürk, bir savaş ve diplomasi kahramanı olarak, Fatih’in emaneti İstanbul’umuzu, başta Ayasofya olmak üzere, camileri ve tarihî eserleriyle yeniden milletimize kazandırmıştır. Yine Trakya ve Batı Anadolu’yu Yunanistan; Doğu Anadolu’yu da Ermenistan olmaktan kurtarmış, ezanımızı susturmamış, Misak-ı millî sınırları içinde Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştur.

Mustafa Kemal Atatürk, 3 Mart 1924’te, halkı aydınlatma, İslam’ın Kur’an’a göre yaşanmasını sağlama, ibadet ve ahlak esaslarıyla ilgili işleri yürütme, ibadet yerlerini yönetme görevlerini yerine getirmek üzere Diyanet İşleri Başkanlığını kurmuştur. Ayrıca Kur’an’ın tefsiri görevi Atatürk tarafından Elmalılı Hamdi Yazır’a verilmiş ve “Hak Dini Kur’an Dili” böylece ortaya çıkmıştır. Kur’an’ın Türkçe tefsiriyle Türkler, dinini öz kaynağından, kendi dillerinden okumaya ve öğrenmeye başlamışlardır.

Hâl böyleyken son yıllarda Millî Mücadele’mizin millî ve manevi mimarı Mustafa Kemal Atatürk, maalesef periyodik saldırılara maruz kalmaktadır. Bir millete sinsice düşmanlık etmenin yollarından biri, o milletin kahramanlarını itibarsızlaştırmaktır. Bunun en kolay yolu ise dinimizi kirli emellerine alet etmektir.

Son olarak Ayasofya’daki icazet töreninde bir imam Ayasofya’yı kastederek; anlatım bozukluklarıyla dolu “…Bu ve bu gibi mabetlerin mabet olarak kalması için inşa edilmiştir. Öyle bir zaman geldi ki bir asır gibi bir zaman içinde ezan ve namaz yasaklandı ve müze hâline çevrildi. Bunlardan daha zalim ve kâfir kim olabilir!… Yarabb’i bir daha bu zihniyetin bu milletin başına gelmesini mukadder buyurma!” gibi suç oluşturan ifadeler kullanmış ve haklı olarak bu söylem halkımızda büyük bir infiale yol açmıştır.

Atatürk, emperyalizmin ve yerli işbirlikçilerinin planlarını bozan bir lider olup Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ülkemizin en başta gelen birleştirici ve bütünleştirici unsurudur. Mustafa Kemal Atatürk’e üstü kapalı yapılan bu saldırı aslında onun silah arkadaşlarına, Türk milletinin birlik ve beraberliği ile Cumhuriyet’imize yöneliktir. Atatürk’e yapılan ve yapılacak olan saldırıların nihai hedefi Türk milletidir, Türk devletidir. Bu bakımdan bu ve benzeri saldırıların hedefinin Türk devleti ve milleti olduğu konusunda halkımızı uyarmayı, vatanını ve milletini seven bir grup olarak görev addederiz.

Hedeflerine ulaşmak için geçmişte de bazı cahil kimseleri kullananlar, bugün de aynı yöntemlerle hareket etmektedir. Bu son saldırının kaynağının da aynı güçler olduğu şüphesizdir. Millî ve manevi değerlerimize, başta Atatürk olmak üzere Türk büyüklerine, her türlü tarihî mirasımıza yönelik saldırılar nereden, kimden ve nasıl gelirse gelsin, millî birliğimizi asla bozamayacaktır. Aşağıda imzaları bulunan DTCF Birlik üyeleri ve Türk aydınları olarak bu çirkin ve kötü niyetli ifadeleri şiddetle kınıyor ve reddediyoruz.

DTCF Birlik Üyeleri

**İmza: **

Bildiriyi paylaşarak destek verebilirsiniz:

 

En çok beğenilenler

Giriş

Welcome to Typer

Brief and amiable onboarding is the first thing a new user sees in the theme.
Join Typer
Registration is closed.