ERHAN ÖZHAN
[email protected]

26 Nisan 1944. Türkçü Atsız ile Komünist Sebahattin Ali “bir hakaret davasında” karşı karşıya gelir. Atsız tarafından “kişisel bir davadan öte iki ideolojinin çarpışması” olarak adlandırılan bu duruşmaların basında ve halk nezdinde yansıması da “ideolojik çerçevede” şekillenir. Birinci duruşma ertelenir.

Tarih 3 Mayıs 1944. 2. Duruşmanın görüleceği o gün, Atsız’a destek veren binlerce genç Ankara’da yürüyüş düzenler. “Kahrolsun komünistler” sloganları ile şehri inleten bu gençler Türkiye’de komünizm tehlikesini ilk sezen ve buna karşı ilk kitlesel eylemi gerçekleştirenlerdir. O gün, tarihe “3 Mayıs Türkçülük olayları” olarak geçer.

Gençliğin “uyanık şuurundan” korkan zavallı idareciler 3 Mayıs’ı “devlete karşı bir kalkışma gibi gösterip” düzmece mahkemelerde devrin “milliyetçi” aydınlarını ve gençlerini “Irkçılık-Turancılık” suçlaması ile tevkif edeceklerdir.

Tarihte eşine az rastlanır işkencelere ve daha ağırı “vatana ihanet” gibi iğrenç iftiralara maruz kalan milliyetçiler, nitekim çıkarıldıkları salonlarda uğradıkları işkencelerden daha çok atılan iftiraları dile getirmiş ve bunları şiddetle reddetmişlerdir. 3 Mayıs’ın öncesi ve sonrası tarihe “Türk’ün dik duruşu” olarak not edilmiştir. Askeri Yargıtayın “3 Mayıs milli bir ideolojinin, milli olmayan bir ideolojiye karşı tepkisinden ibarettir” şeklinde açıkladığı gerekçeli karar bir şeref madalyası olarak o günün kahramanlarını onurlandırmıştır.

O tarihi günün “şeref timsallerinden biri” tabiki yürüyüşte gençlik önderleri arasında yer alan Osman Zeki Yüksel’dir! Türkçülere hakaret etmesi üzerine Sebahattin Ali’nin suratına bir tokat patlatması ile parlayan Osman Yüksel, henüz Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde bir öğrenci iken 3 Mayıs nümayişinin başını çekmiş, gençliği komünizm tehlikesine karşı durmaya çağırmıştır.

O gün tevkif edildi, idam isteğiyle yargılandı. Bir süre hapis yattıktan sonra beraat etti fakat tahsil hayatına devam edemedi! Bunun üzerine devrin “komünist” Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’e hitaben “Yüksek makamın alçak vekiline” diye başlayan bir yazı kaleme aldı ve bu yüzünden yeniden hapsedildi!

Yaşadığı haksızlıkları, memlekette zuhur eden bozuklukları dile getirmek için “Serdengeçti” adıyla bir dergi yayınlamaya başladı. Dergisiyle özdeşleşen “Osman Yüksel”, daha sonra “Serdengeçti” olarak anılmaya başlayacaktır. Kendi deyişiyle “Allah’a, Millete, Vatana koşanların dergisi” olan Serdengeçti’de başta “Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’ndeki” komünist yapılanmaları ve ilimden uzak faaliyetleri eleştiren yazılar kaleme aldı. Sonraları çeşitli alanlardaki bozuklukları sert bir dille eleştirdi. Osman Yüksel yazıları dolayısıyla hakkında açılan davalarla ve uygulanan baskılarla dergisini ancak 33 sayı çıkarabildi. Bir çok kez mahpus oldu ancak yolundan dönmedi, sözlerini yumuşatıp kesmedi. Bir makalesinde dediği gibi “Bu dava, ayıya dayı demeyenlerin davasıydı” ve ömrü boyunca hiç kimseye “köprüyü geçinceye kadar dayı muamelesi” yapmadı. Köprüler birçok kez yıkılsada; önüne dikilenlere “eyvallah” etmedi, tırnakları ile hayata tutundu, “serden geçti” ama davasından geçmedi…

İşte 3 Mayıs 1944 tarihinde Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde vücut bulan “Serdengeçti” ruhu bugün aynı fakültede “Genç Serdengeçtilerde” yaşamaya devam ediyor!

3 Mayıs 1944’ten bu yana Türk Milliyetçileri tarafından “göz bebekleri” gibi sakınılan, “Kutlu Otağ” olarak adlandırılan DTCF’de “Serdengeçtiler” daima var olmaya devam etmişken, diğer taraftan Atsız ve Serdengeçti tarafından çok önceleri dikkat çekilen “komünist kadroların” attığı tohumlar 1960’lı ve 1970’lı yıllarda gün yüzüne çıkmıştır. Komünizme karşı DTCF’yi savunan Ülkücüler 1980 öncesinde fakültede ihanete geçit vermemişlerdir. Tüm uyarılara rağmen göz yumulan ve DTCF’ye çöreklenen komünist “hocaların” 1990’lı yıllara geldiğimizde ortaya çıkardıkları bela “bölücü terör örgütü pkk” olacaktır. Yirmi yılı aşkın bir süredir DTCF’de gezinen bu virüs tarihler 3 Nisan 2012’yi gösterdiğinde haddinin sınırlarını epeyce aşma cüreti göstermiştir! Sabahın erken saatlerinde 300 kişi girdikleri fakültede, kantin bölümünde bulunan ve “Serdengeçtiler” tarafından muhafaza edilen “Türk Bayrağını” indirme hadsizliğini göstermişlerdir! Fakülte yönetiminin ve devlet organlarının sessiz kaldığı bu durum karşısında sessiz kalamayan ve “3 Mayıs” heyecanını yüreklerinde taşıyan “8” kahraman vatan evladı “helalleşerek” girdikleri fakültelerinde saatlerce bu 300 kişiyle mücadele etmişler ve en nihayetinde hainleri def ederek bir tarih yazmışlardır ! “Serdengeçti” ruhunun hala bedenlerinde yaşadığını kanıtlayan bu yiğitler Türk bayrağını yeniden yerine asmış, sancağı DTCF’de düşürmemişlerdir.

Ödüllendirilmesi gereken bu davranışları sonrasında ise ne ile mi karşılaştılar? Aynen 3 mayıs 1944 tarihinde “vatan haini komünistlere” karşı DTCF’den yürüyüşe katılan Osman Yüksel Serdengeçti gibi okuldan atıldılar, uzaklaştırıldılar! Devir değişti ama kader değişmedi! 1944’ün “komünizm” yanlısı tek parti idaresinde Türk Milliyetçililerine reva görülen haksızlık bugünkü sözde “demokratik (!) ” tek parti hükümeti döneminde de Türk Milliyetçilerine reva görülmüştür!

1940’lı yıllarda Atsız’ın, Serdengeçti’nin ve daha birçok aydınımızın dikkat çektiği “komünist kadrolaşma” birileri tarafından görmemezlikten gelinmeseydi 1980 öncesinin o kara günlerini belkide hiç yaşamayacak, memleketimizde Rus, Çin, Arnavut uydusu devşirilmiş beyinler yetiştirilmeyecekti. Bugün üniversitelerdeki “pkk yanlısı bölücü yapılanmaya” dikkat çekiyoruz, eğer devlet dur demez ise bugün Bayrağımıza kastedenlerin yarın çok daha büyük provakasyonlara girişmeyeceğini kim garanti edebilir?

Velhasılı bir kahramanlığın altını çizmeden geçemeyeceğiz ve tarihe bizde notumuzu düşeceğiz:
3 Mayıs 1944’te DTCF’den “komünizme inen tokat”, 3 Nisan 2012’de DTCF’de “bölücülere, ihanete inmiştir!”

Dönemin Askeri Yargıtay hakiminin “3 Mayıs milli bir ideolojinin, milli olmayan bir ideolojiye karşı tepkisinden ibarettir” şekindeki ifadesinde olduğu gibi, bağımsız Türk Mahkemelerinin bugün şu kararı vermesini bekliyoruz: “3 Nisan milli bir gençliğin, milli olmayan bir gençliğe karşı tepkisinden ibarettir.”

“Peki o uslanmaz kan hangi bedende şimdi?” sorusunun cevabı DTCF’li Serdengeçtiler’dedir !
Serdengeçti’den Serdengeçtilere, DTCF Ülkücülerine selam olsun!

Kaynak: https://haberiniz.com.tr/kose-yazilari/serdengectiden-serdengectilere-dtcf-ulkuculeri-12052012/

Contributor
Yorum bulunmamaktadır.
Konu: Serdengeçti’den Serdengeçtilere DTCF Ülkücüleri

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

‘Ortak Değerimiz Atatürk’ bildirisine destek ver

Millî ve manevi değerlerimize, başta Atatürk olmak üzere Türk büyüklerine, her türlü tarihî mirasımıza yönelik saldırılar nereden, kimden ve

Ortak Değerimiz Atatürk

ATATÜRK! TÜRK MİLLETİ SANA MİNNETTARDIR

Her millet, sahip olduğu değerlerle geleceğini inşa eder. Geleceğin harcı olan değerlerine sahip çıkan milletler, geçmişten ders çıkararak, gelecekte aynı hataların tekrar edilmemesi için millî bir hafıza oluşturur. Bu hafızanın en önemli değeri, Millî Mücadele’nin lideri ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e periyodik olarak uzun zamandır yapılan saldırılarla karşı karşıyayız. Bunların sonuncusu geçtiğimiz günlerde Ayasofya’da hem protokolün hem de milletimizin gözü önünde gerçekleşmiştir.

Bilindiği gibi bir esaret belgesi olan Sevr Antlaşması’nı tarihin çöplüğüne atan Mustafa Kemal Atatürk, bir savaş ve diplomasi kahramanı olarak, Fatih’in emaneti İstanbul’umuzu, başta Ayasofya olmak üzere, camileri ve tarihî eserleriyle yeniden milletimize kazandırmıştır. Yine Trakya ve Batı Anadolu’yu Yunanistan; Doğu Anadolu’yu da Ermenistan olmaktan kurtarmış, ezanımızı susturmamış, Misak-ı millî sınırları içinde Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştur.

Mustafa Kemal Atatürk, 3 Mart 1924’te, halkı aydınlatma, İslam’ın Kur’an’a göre yaşanmasını sağlama, ibadet ve ahlak esaslarıyla ilgili işleri yürütme, ibadet yerlerini yönetme görevlerini yerine getirmek üzere Diyanet İşleri Başkanlığını kurmuştur. Ayrıca Kur’an’ın tefsiri görevi Atatürk tarafından Elmalılı Hamdi Yazır’a verilmiş ve “Hak Dini Kur’an Dili” böylece ortaya çıkmıştır. Kur’an’ın Türkçe tefsiriyle Türkler, dinini öz kaynağından, kendi dillerinden okumaya ve öğrenmeye başlamışlardır.

Hâl böyleyken son yıllarda Millî Mücadele’mizin millî ve manevi mimarı Mustafa Kemal Atatürk, maalesef periyodik saldırılara maruz kalmaktadır. Bir millete sinsice düşmanlık etmenin yollarından biri, o milletin kahramanlarını itibarsızlaştırmaktır. Bunun en kolay yolu ise dinimizi kirli emellerine alet etmektir.

Son olarak Ayasofya’daki icazet töreninde bir imam Ayasofya’yı kastederek; anlatım bozukluklarıyla dolu “…Bu ve bu gibi mabetlerin mabet olarak kalması için inşa edilmiştir. Öyle bir zaman geldi ki bir asır gibi bir zaman içinde ezan ve namaz yasaklandı ve müze hâline çevrildi. Bunlardan daha zalim ve kâfir kim olabilir!… Yarabb’i bir daha bu zihniyetin bu milletin başına gelmesini mukadder buyurma!” gibi suç oluşturan ifadeler kullanmış ve haklı olarak bu söylem halkımızda büyük bir infiale yol açmıştır.

Atatürk, emperyalizmin ve yerli işbirlikçilerinin planlarını bozan bir lider olup Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ülkemizin en başta gelen birleştirici ve bütünleştirici unsurudur. Mustafa Kemal Atatürk’e üstü kapalı yapılan bu saldırı aslında onun silah arkadaşlarına, Türk milletinin birlik ve beraberliği ile Cumhuriyet’imize yöneliktir. Atatürk’e yapılan ve yapılacak olan saldırıların nihai hedefi Türk milletidir, Türk devletidir. Bu bakımdan bu ve benzeri saldırıların hedefinin Türk devleti ve milleti olduğu konusunda halkımızı uyarmayı, vatanını ve milletini seven bir grup olarak görev addederiz.

Hedeflerine ulaşmak için geçmişte de bazı cahil kimseleri kullananlar, bugün de aynı yöntemlerle hareket etmektedir. Bu son saldırının kaynağının da aynı güçler olduğu şüphesizdir. Millî ve manevi değerlerimize, başta Atatürk olmak üzere Türk büyüklerine, her türlü tarihî mirasımıza yönelik saldırılar nereden, kimden ve nasıl gelirse gelsin, millî birliğimizi asla bozamayacaktır. Aşağıda imzaları bulunan DTCF Birlik üyeleri ve Türk aydınları olarak bu çirkin ve kötü niyetli ifadeleri şiddetle kınıyor ve reddediyoruz.

DTCF Birlik Üyeleri

**İmza: **

Bildiriyi paylaşarak destek verebilirsiniz:

 

En çok beğenilenler

Giriş

Welcome to Typer

Brief and amiable onboarding is the first thing a new user sees in the theme.
Join Typer
Registration is closed.