Dr. İbrahim KARAER 

Özet: Yüz on iki yıllık geçmişi olan Türk Ocağının arşivi kayıptır. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığına bağlı Osmanlı Arşivi ve Cumhuriyet Arşivinde Türk Ocakları ile ilgili maalesef sınırlı sayıda belge mevcuttur. Osmanlı Arşivindeki Türk Ocağı ile ilgili belge sayısı parmakla sayılacak kadar azdır. Cumhuriyet Arşivinde ise, genel olarak Türk Ocaklarının 1931 yılında feshinden sonra alacak ve borçlarının tasfiyesiyle ilgili belgeler mevcuttur. Bu yazımızda, Osmanlı Arşivinde bulunan 1912-1920 yıllarına ait Türk Ocakları ile ilgili belgeleri değerlendireceğiz.

Türk Ocağı Nasıl Bir Ortamda Kuruldu?

Osmanlı Devleti, XIX. Yüzyılda eski gücünü kaybetmiş; İngiltere, Fransa, Rusya ve Almanya’nın üstü örtülü tahakkümü altına girmişti. Devletin kurucusu ve asli unsuru Türkler görmezden geliniyor; Arnavut, Ermeni, Sırp, Rum gibi unsurlara yeni haklar veriliyordu. Vatanı için can veren Türkler, her geçen gün erimekte, ekonomik yönden sefalete itilmekte idi. Devletin birliği, dirliği için Türk sesini çıkarmıyor; “Türküm” derse fitneye sebep olacağından korkuyordu. Bütün Osmanlı ülkesinde, başka unsurların hatırını hoş tutmak için “Türklük” inkar ediliyordu. Öte yandan Fransız ihtilalinden sonra gelişen milliyetçilik akımı, Türkoloji çalışmalarını tetiklemişti. Türklerin Osmanlı’dan önce büyük bir geçmişe sahip olduğu, medeniyetler kurduğu, Osmanlı’dan başka diyarlarda milyonlarca Türk’ün yaşadığı yazılıyor, bu gelişmeler Osmanlı Devleti’nin başkentinde karşılık buluyordu. Rumlar, Bulgarlar, Sırplar, Ermeniler Osmanlı Devletine başkaldırıyor, birer ikişer Osmanlı’dan kopuyorlardı. Osmanlıcılık fikri bu kopuşu önleyememişti. Araplar ve Arnavutlar arasına da fitne tohumları saçılmıştı. Bütün fedakarlıklara rağmen İslamcılık fikri de devleti ayakta tutmakta zorlanıyordu. Yusuf Akçura’nın 1904 yılında Mısır’da çıkan Türk gazetesinde yayınlanan “Üç Tarz-ı Siyaset” başlıklı yazısında ifade ettiği gibi, Türkçülük fikri tek kurtuluş yolu olarak görünüyordu (Akçura, 1976). Türk milletinin uyanması, içine düştüğü çıkmazdan bir an önce kurtulması gerekiyordu. İttihat ve Terakki Cemiyetinin önderliğinde 1908 yılında II. Meşrutiyet ilan edilmişti. II. Meşrutiyet Türk aydınlanmasına imkan sağladı. Rus baskısına dayanamayan Türk dünyası aydınları İstanbul’u mekan tuttu. Kurucuları arasında Rusya’dan İstanbul’a göç eden Türkçü aydınların da bulunduğu Osmanlı aydınları, Türklük konusunda araştırmalar yapmak amacıyla 25 Aralık 1908 tarihinde Türk Derneği’ni kurdular. Bu dernek “Türk Derneği” adlı bir dergi yayımladı. 31 Ağustos 1911 tarihinde Türk Yurdu Derneği kuruldu. Türk Yurdu Derneği, ünü Osmanlı sınırlarını aşan “Türk Yurdu” dergisini yayınlamaya başladı. Türk Yurdu dergisi, arada kesintilere uğramış olmasına rağmen 1911 yılından günümüze Türkçülerin sesi olmayı başardı (Karaer, 2023: 71-72).

Her geçen gün kan kaybeden Türklük, kendi topraklarında bitirilmek isteniyordu. Türk milletini uyandırmak, Türk dili, Türk tarihi ve Türk medeniyetini açığa çıkarmak, Türk milletini bilimsel, sosyal ve ekonomik olarak güçlendirmek ve yükseltmek maksadıyla; Mehmet Emin (Yurdakul), Dr. Fuat Sabit (Ağacık), Yusuf Akçura ve Ahmet Ağaoğlu tarafından 25 Mart 1912 tarihinde İstanbul’da Türk Ocağı kuruldu. Türk Ocağının amacı, yapısı ve görevleri 1912 yılında yayımlanan Türk Ocağı Esas Nizamnamesine göre: “İkinci madde; cemiyetin maksadı, akvam-ı İslamiyenin bir rükn-i mühimi olan Türklerin milli terbiye ve ilmi, içtimai, iktisadi seviyelerinin terakki ve i’lasıyla Türk ırk ve dilinin kemaline çalışmaktır.

Üçüncü madde; cemiyet maksadını elde etmek için Türk Ocağı adlı kulüpler açacak, dersler, konferanslar, müsamereler tertip, kitap ve risaleler neşredecek, mektepler açmağa çalışacaktır. Milli serveti korumak ve çoğaltmak için her türlü meslek ve sanat erbabı ile görüşerek iktisadi ve zirai teşvik ve irşatlarda bulunacak ve bu gibi müesseselerin doğup yaşamasına elden geldiği kadar yardım edecektir.

Dördüncü madde; Ocak maksadını tahsile çalışırken, sırf milli ve içtimai bir vaziyette kalacak, asla siyaset ile uğraşmayacak ve hiçbir vakit fırkalara (partilere) hadim bulunmayacaktır.”

Türk Ocağının savunduğu Türkçülük fikri, kısa sürede Osmanlı toplumunda büyük ilgi görmüş, İstanbul, Aydın, İzmir, Konya ve Selanik gibi şehirlerde aynı nizamname üzerine Türk Ocakları açılmaya başlanmıştır. Bu fikir hareketi Osmanlı Devleti sınırları ötesine taşmış Türkistan’da, Azerbaycan’da karşılık bulmuştur. Selanik’te Türk Ocağı açılmasıyla ilgili aşağıdaki 1 ve 2 numaralı belgelerde ve basında çıkan bir haberde görüleceği gibi, Osmanlı yöneticileri Türk Ocağından rahatsız olmuş, onu çeşitli bahanelerle engellemeye çalışmışlardır.

Türk Ocakları Hakkında Belgeler

Selanik Türk Ocağı Murahhası Mithat tarafından 10 Eylül 1912 tarihinde Dahiliye Nezaretine çekilen telgrafta; İstanbul ve İzmir’de olduğu gibi Selanik’te Türk Ocağı açmak için yasal işlemleri tamamlamalarına rağmen, vali vekilinin “lüzum olmadığı” gerekçesiyle izin vermediğini belirterek haklarının korunmasını talep etmiştir (Belge-1: COA DH.İD 126-38-3).

Aynı tarihte Dahiliye Nezaretinden Selanik vilayetine çekilen telgrafta; “Selanik’te Türk Ocağı tesisi için gerekli yasal işlemler tamamlanmasına rağmen valinin buna engel olduğuna dair Türk Ocağı Murahhası Mithat imzasıyla çekilen telgrafın araştırılarak gerçeğin bildirilmesi” istenmiştir (Belge-2: COA DH.İD 126-38-1). Dahiliye Nezaretinin bu telgrafına rağmen, Selanik’te “Türk Ocağı” adıyla bir derneğin kurulmasına izin verilmediği; Selanik Türk Ocağının, “Türk Maarif ve İktisat Ocağı” namıyla kuruluşuna izin verildiği anlaşılıyor. Selanik Türk Ocağının açılışı ile ilgili Turan gazetesinde çıkan haberde; Türk Ocağının nihayet “Türk Maarif ve İktisat Ocağı” namıyla teşekkülüne müsaade edildi denilmekte, Türk Ocağının “Türk Maarif ve İktisat Ocağı” adıyla kurulmuş olmasının önemli olmadığı, Türk gençliğinin milliyetine ve memleketine sahip çıkmakta kararlı olduğu, Osmanlı Devleti’nin önemli merkezlerinden biri olan Selanik’te Türk Ocağının büyük bir coşkuyla karşılandığı, ayrıca çevredeki yerleşim merkezlerinden de Türk Ocağı açmak için nizamname” talep edildiği belirtilmiştir. Haberde, Selanik’te Türk Ocağının resmi açılışı yapılmadan önce kayıtlı üye sayısının önemli bir sayıya ulaştığı da vurgulanmıştır (Turan, 1 Eylül 1328: 3, Karaer, 1992: 14,16). Selanik Türk Ocağının resmi açılışının yapılmadan üye sayısının önemli bir sayıya ulaşmış olması; Türk Ocağının halk tarafından büyük bir ilgiyle karşılandığına işarettir.

Türk Ocağı ile ilgili Osmanlı Arşivinde tespit ettiğimiz üçüncü belge; Osmanlı Türk Hanımları Esirgeme Derneği tarafından Naciye Sultan himayelerinde Türk Ocağında açılacak olan sergi davetiyesidir. Naciye Sultanın himayelerinde, Osmanlı Türk Hanımları Esirgeme Derneği tarafından 1915 yılında İstanbul Türk Ocağında düzenlenen sergide; şehit, göçmen ve yetim kız çocuklarının ürettikleri giysilerin teşhir edileceği belirtilmiş ve sergiye iştirak edilerek vatan evlatlarının teşvik edilmesi istenmiştir. Davetiyenin diğer sayfasında serginin Ramazan ayının 15. Gününden 25. Gününe kadar her gün saat birden gece on ikiye kadar açık olacağı yazılıdır (Belge-3: TS.MA.e 1411-20-1-1). Söz konusu sergi davetiyesi, Topkapı Sarayı Başkatibi İzzet Beye gönderilmiştir (Belge-4: TS.MA.e 1411-20-1). Türk Ocakları, Türk kadınının sosyal hayatta yerini alabilmesi için kapılarını sonuna kadar açmıştır. Türk kadını ilk defa Türk Ocağında sahneye çıkmış, şiir okumuş, konuşma yapmış, musiki konseri vermiştir. Osmanlı Hanımları Esirgeme Derneğinin, Türk Ocağında sergi düzenlemiş olması bunun en güzel örneğidir.

Konya Türk Ocağı kurucularından Burhaneddin Bey, 1 Şubat 1916 tarihinde Dahiliye Nazırı Talat Beye çektiği telgrafta; Konya’da Türk Ocağının kurularak resmi açılışının yapıldığını haber vermiştir. Burhaneddin Bey, Konya Türk Ocağından “Terbiye-i Bedeniye Ocağı” olarak söz etmiş ve Ocağın; “Anadolu muhitinde terbiye-i bedeniye esasını neşretmek ve Osmanlı cengaverliğini temsil eden an’anat (gelenekler) ve mümaresatı (melekeleri, el yatkınlıkları) ihyaya çalışacağını” belirtmiştir. Burhaneddin Bey, aynı telgrafında Dahiliye Nazırına  Konya Türk Ocağı fahri başbuğluğunu yani fahri başkanlığını önermiş, kabul buyurmaları halinde Konya gençliğinin bundan çok memnun olacaklarını ifade etmiştir (Belge-5: DH.KMS 36-15-5).

Dahiliye Nezareti Özel Kaleminden 2 Şubat 1916 tarihinde Konya ve Aydın vilayetlerine çekilen telgrafta; Türk Ocağı Reisi Şerif imzasıyla Aydın’dan, Burhaneddin ve refiki imzasıyla Konya’dan çekilen telgraf kopyasının mütalaasıyla Ocağın sağlam bir esasa dayanıp dayanmadığı, kurucularının kimler olduğu ve taleplerinin karşılanmasının uygun olup olmadığının bildirilmesi istenmiştir. Bu telgraflardan, 1916 yılı başında Aydın ve Konya Türk Ocaklarının açıldığı anlaşılıyor. Konya Türk Ocağı kurucularından Burhaneddin Beyin telgrafında açıkça görüldüğü gibi, Türk Ocağı yöneticileri, Osmanlı yöneticilerine yakınlık göstermiş, sevgi ve saygılarını açıkça ifade etmişlerdir. Buna karşı Osmanlı yöneticileri, Türk Ocağına şüphe ile yaklaşmıştır (Belge-6: COA DH.ŞFR 59-183-1).

İzmir Valisi Rahmi imzalı Dahiliye Nezaretine çekilen 7 Şubat 1916 tarihli cevabi telgrafta; Aydın Türk Ocağı Başkanı Şerif Beyin mülkiye mezunlarından ve eski kaymakamlardan olduğu; “safça” ve yaptığı işlerde “başkasının zekasından istifadeye muhtaç bir adam olduğu”na vurgu yapılmış; Aydın Türk Ocağının her taraftaki Türk Ocaklarının programı dairesinde kurulduğu belirtilmiştir (Belge-7: DH.KMS 36-15-5). Vali Rahmi Beyin Aydın Türk Ocağı Başkanı Şerif Beyi küçümseyen, hatta aşağılayan tavrı açıkça görülmektedir. Telgrafta geçen “her taraftaki Türk Ocakları” ibaresinden, bu tarihlerde Osmanlı Devleti sınırları dahilinde aynı nizamname / aynı hedefler doğrultusunda birçok Türk Ocağının kurulduğu ve Osmanlı toplumunda varlığını hissettirdiği anlaşılıyor. Elimizdeki bilgilere göre 1914 yılında 16 Türk Ocağı açılmış, üye sayısı 3.000’ni geçmiştir. 1916 yılı Ağustos ayında açılan Türk Ocağı sayısı 25’e, 1918 yılında 35’e ulaşmıştır (Karaer, 1992: 13). Bu dönemde Osmanlı Devleti sınırları dahilinde, Azerbaycan ve Türkistan’da daha fazla Türk Ocağı açıldığını tahmin ediyoruz.

Dahiliye Nezareti Emniyet Genel Müdürlüğü evrakları arasında bulunan 20 Haziran 1917 tarihli belgede; Şark Sineması Şirketi İkinci Başkanı Celal Sahir ve Türk Ocağı Yönetim Kurulu Üyesi Celal Sahir imzaları ile Türk Ocağının Şehzadebaşındaki bahçesinde yer alan binada kadınlar için sinema gösterilmesi için izin talep edildiği görülüyor (Belge-8: COA DH.EUM.6.şb 17-3). Meşrutiyet döneminde kadınların, Türk Ocağı çatısı altında sinema faaliyetinden yararlanmış olmaları önemlidir. Bu belgeden anlaşıldığı üzere, Türk Ocakları, kadınların sosyal hayatta yerlerini almada önemli rol oynamıştır.

Dördüncü Ordu Komutanı Cemal Paşa’nın Maarif Nezaretine yazdığı 7 Ağustos 1917 tarihli yazıdan; Cebel-i Düruz’dan İstanbul’a gönderdiği ve İstanbul Sultanisine kaydedilen çocukların eğitimiyle İstanbul Türk Ocağı Başkanı Hamdullah Suphi Beyi görevlendirdiğini öğreniyoruz. Dördüncü Ordu Komutanı Cemal Paşa, Maarif Nezaretine yazdığı yazıda; geçen yıl Cebel-i Düruz’dan birçok seçkin ailelerin çocuklarını İstanbul’a eğitim için gönderdiği ve bunların ihtiyaçlarının karşılanması için İstanbul Türk Ocağı Başkanı Hamdullah Suphi Beyi görevlendirdiği; bu çocuklardan ekseriyetinin devam ettiği İstanbul Sultanisi Müdürünün Hamdullah Suphi Beyin vesayetini kabul etmediği; Hamdullah Suphi Beyin bu çocuklar için vasi tayin edilmesi, çocukların eğitimi konusunda Hamdullah Suphi Beyin görüşlerine saygı duyulması hususunda okul müdürüne gereken emirlerin verilmesini rica etmiştir (Belge-8: COA MF.MKT 1228-26-1).

Dahiliye Nezaretinden Dördüncü Ordu Komutanı Cemal Paşa’ya gönderilen 11 Ağustos 1917 tarihli cevabi yazıda;  ne Türk Ocağı, ne de Hamdullah Suphi Beyin okul yönetimi kadar şayan-ı itimat olamayacaklarından bahisle çocukların vesayetinin okul yönetimine verilmesinin uygun olacağı ve Hamdullah Suphi Beyin müdahalesinin çocukların itaat ve terbiyesini ihlal ettiği vurgulanmış; İstanbul Sultanisinde okuyan Cebel-i Deruz’dan gönderilen çocukların ihtiyaçlarıyla ilgili hususların okul yönetimi tarafından kendisine bilgi verileceği bildirilmiştir (Belge-8: COA MF.MKT 1228-26-1). Bu belgeden, Maarif Nezareti ve İstanbul Sultanisi Müdürünün, Cebel-i Deruz’dan İstanbul’a gönderilen öğrencilerin ihtiyaçlarının karşılanması konusunda Türk Ocağı ve Hamdullah Suphi Beyin vesayetini itimad-ı şayan bulmadıkları anlaşılıyor. Oysa ki İstanbul Türk Ocağı, sadece Cemal Paşa’nın Cebel-i Deruz’dan gönderdiği öğrencilere değil, yurt içinden ve yurt dışından eğitim yapmak için İstanbul’a gelen fakir ve kimsesiz öğrencilere kucak açmış, kendi imkanları ölçüsünde barınma imkanı sağlamış, okul ihtiyaçlarını karşılamıştır. İstanbul Türk Ocağının 1918 yılında toplanan kongresine sunulan idare heyeti raporunda, öğrencilere yapılan yardımlar ayrıntılı olarak anlatılmıştır (Türk Yurdu, 159, 30 Haziran 1334, 282,286, Karaer; 1992: 108). Osmanlı yöneticilerinin Türk Ocağı ve Hamdullah Suphi Beye karşı bu olumsuz tutumlarına karşılık; Mustafa Kemal Paşa, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ilk hükümetinde Hamdullah Suphi Beyi Milli Eğitim Bakanı olarak görevlendirmiş; eşi Latife Hanım Türk Ocakları Fahri Başkanlığını kabul etmiştir.

Beyrut Mekteb-i Sultanisi mezunlarından Hidayet Kemal Bey, 12 Nisan 1919 tarihinde Sadaret Makamına verdiği dilekçede; dokuz yıldır eski eser ve jeoloji konusunda çalıştığını, yaptığı araştırmalara esas olmak üzere Halep’te özel bir müze kurduğunu, bu müzedeki eşyaları Halep Mekteb-i Sultanisi öğretmenlerinden Ahmet ve Kemal Beylere emanet olarak bırakıp askere gittiğini; askerden döndüğünde müzedeki eşyanın Türk Ocağı Başkanı Hamdullah Suphi Beye hediye edildiğini öğrendiğini ve bu eşyaları Türk Ocağında gördüğünü belirterek söz konusu eşyanın Türk Ocağından alınarak kendisine teslim edilmesini istemiştir  (Belge-9: COA BEO 4566-342378-3). Daire-i Sadaret-i Umur-ı İdariye Kaleminden Dahiliye ve Maarif Nezaretlerine yazılan 12 Nisan 1919 tarihli yazıda; Halep’te Kemal Beyin tesis ettiği özel müzeye ait eşyanın Türk Ocağından alınarak kendisine teslimi istenmiştir (Belge-10: COA BEO 4566-342378-1). Dahiliye Nezareti Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti Asayiş Şubesinden Sadaret Makamına sunulan 20 Mayıs 1919 tarihli cevap yazısında; Maarif Nezaretinden alınan tezkereye göre; Halep Sultanisi öğrencilerinden Kemal Efendiye ait eşyanın, o vakit muallim Rifat ve Kemal Beyler tarafından beş liraya satın alındığı ve üç dört sene sonra Haleb’e ziyarete gelen Hamdullah Suphi Bey vasıtasıyla Türk Ocağına hediye edildiği bildirilmiştir (Belge-11: COA BEO 4566-342378-5). Bu belgeden; İstanbul Türk Ocağında, yurdun çeşitli bölgelerinden toplanmış eserlerden oluşan bir müze kurulduğunu öğreniyoruz.

Bab-ı Fetva Daire-i Meşihat-ı İslamiye Mektub-ı Kaleminden Şeyhü’l-İslam İbrahim imzalı Dahiliye Nezaretine gönderilen 15 Aralık 1919 tarihli yazıda; Türk Ocağında kadın ve erkeklerden oluşan bir musiki heyetinin verdiği konserin İslam adabına aykırı olduğu ve bu gibi haberlerin basında yer almasının doğru olmadığına dair Matbuat Umum Müdürlüğüne gerekli emrin verilmesi talep edilmiştir. Söz konusu yazıda;  Musiki-i Osmani Hanımlar Dershanesi menfaatine 12 Aralık 1919 günü İstanbul Türk Ocağı Konferans Salonunda yüzlerce kadın ve erkek seyircinin önünde Kemani Kevser, Hanende Zehra, Tanburi Şeref ve Udi İrfan Hanımların ve diğer erkek musiki erbabından oluşan bir heyet tarafından konser verildiği haberinin basında yer almış olmasının çok üzücü, İslamiyet’e külliyen aykırı ve makam-ı hilafetin alem-i İslam haiz bulunduğu mevki’-i mukaddesin şerefinin ihlaline sebep olacağı ve İslam ahalinin bir devre-i hüzün ve elem geçirmekte olduğundan dolayı bu tür haberlerin basında yer almasının önlenmesi için Matbuat Umum Müdürlüğüne gerekli talimatın verilmesi talep edilmiştir (Belge-12: COA DH.KMS 57-20-3). Dahiliye Nezareti Kalem-i Mahsus Müdüriyetinden Polis Müdüriyetine yazılan 25 Aralık 1919 tarihli yazıda; Erkek ve kadınlardan oluşan bir musiki heyetinin Türk Ocağında 12 Aralık 1919 günü yüzlerce erkek ve kadın seyirciye konser vermiş olmalarının geçirilmekte olan hüzün ve elem döneminde İslam adabına aykırı olan bu tür faaliyetlerin önlenmesi, basında teşhir ve ilan edilmemesi hakkında Meşihat Makamından alınan yazının ekte gönderildiği ve gereğinin yapılması istenmiştir (Belge-13: COA DH.KMS 57-20). İzmir’in ve vatan topraklarının işgaline en sert tepkiyi gösteren ve milli mücadele döneminde en ön safta yer alan Türk Ocağında, 12 Aralık 1919 tarihinde musiki konseri düzenlemiş olması gerçekten düşündürücüdür. Bu konser, eğlence amacıyla düzenlenmiş olabileceği gibi, düşmana karşı bir perdeleme hareketi de olabilir. Meşihat Makamının bu olaya tepkisi, kadın ve erkek müzisyenlerden oluşan bir musiki heyetinin, yüzlerce kadın ve erkek dinleyiciye konser vermiş olması ve bunun basında yer almasıdır Meşihat’a göre; nasıl olur da hilafet merkezinde kadın ve erkeklerden oluşan bir heyet, musiki konseri verir ve bu konseri öven haberler basında yayınlanır? Bu olay, İslam aleminde hilafetin kutsiyetinin ihlaline sebep olacağından, bu gibi olayların tekrarına fırsat verilmemelidir. Söz konusu Meşihat’ın yazısında; “memleketin işgal edilmesinden duyulan elem ve hüzün” geri planda ifade edilmiştir. Dahiliye Nezaretinden Polis Müdürlüğüne yazılan “hüzün ve elem döneminde İslam adabına aykırı olan bu tür faaliyetlerin önlenmesi” ifadesinin yer aldığı yazı; Meşihat’ın olaya bakışından daha tutarlıdır.

SONUÇ

Türk Ocağı, II. Meşrutiyet’in ilanından sonra Türklüğün ret ve inkar edildiği bir ortamda kurulmuştur. Değerlendirdiğimiz, sınırlı sayıdaki belge; Türk Ocağının İttihat ve Terakki Partisi tarafından kurulduğu ve desteklendiği konusundaki görüşleri doğrulamıyor. Türk Ocağının, Osmanlı Devletini yönetenlerden ve Osmanlı bürokrasisinden ilgi görmediği ve hatta horlandığı ve engellendiği görülüyor. Türk Ocakları, Türk dilinin ve milli bilincin geliştirilmesi, Türk kültürünün meydana çıkarılması için konferanslar, müsamereler düzenlemiş, halkın eğitimine önem vermiş, sporu teşvik etmiş,  fakir öğrencilerin eğitimini desteklemiş, dergi, gazete ve broşürler yayınlamıştır. Türk Ocağı, yaptığı faaliyetlerle Türkçülük fikrinin merkezi, Türk Dünyasına açılan bir pencere ve dünya Türklüğünün buluşma noktası olmuştur. İstanbul Türk Ocağında 2.500 ciltten oluşan bir kütüphane ve Türk sanat eserlerinin toplandığı ve sergilendiği bir müze kurulmuştur. Bu yazıda değerlendirdiğimiz belgelerde; Halep şehrinde bulunan özel müzedeki eşyaların Türk Ocağı Müzesine hediye edildiğini öğreniyoruz. Cemal Paşa, eğitim için Cebel-i Deruz’dan İstanbul’a gönderdiği İstanbul Sultanisinde öğrenim gören çocukların vasiliğine Türk Ocağı ve Hamdullah Suphi Beyi görevlendirmiştir. Türk Ocağı, Türk kadınlarına sağladığı imkanlarla kadınların sosyal hayatta görev aldığı bir merkez olmuştur. Türk Ocakları Arşivi elimizde mevcut olsaydı, değerlendirdiğimiz bu belgeleri destekleyen yüzlerce belgeye ulaşmak mümkün olacaktı.

BELGELER

Belge 1

Belge yer numarası: COA DH.İD 126-38-3

Telgrafname

Nu: 104

Tarih: 28 Ağustos sene 1328 (10 Eylül 1912)

Dahiliye Nezaretine

İstanbul’da İzmir’deki gibi burada Türk Ocağı teşkili zımnında muamele-i kanuniye-i lazimeyi ettik ise de lüzum olmadığından bahisle vali vekili imza mümanaat ediyor hukuk-ı kanuniyemizin muhafazasını istirham eyleriz

Türk Ocağı Murahhası Mithat

Belge 2

Belge yer numarası: COA DH.İD 126-38-1

Tarih: 28 Ağustos sene 1328 (10 Eylül 1912)

Dahiliye Nezareti Muhaberat-ı Umumiye Dairesi

Telgraf

Selanik Vilayetine

Türk Ocağı Murahhası Mithat imzasıyla oradan çekilen 25 Ağustos sene 1328 (10 Eylül 1912) telgrafname kopyasının celb ve mütalaasıyla icrayı icabı hakikat-i keyfiyetin inbası

Belge 3

Belge yer numarası: COA TS.MA.e 1411-20-1-1

Sergi davetiyesi

Tarih: 29 Zihicce sene 1333 (7 Kasım 1915)

Ayyıldız

Muhterem beyefendi

Devletlü, ismetlü Naciye Sultan aliyet’üş-şan hazretlerinin zir-i himayelerinde küşad edilecek sergide, “Osmanlı Türk Hanımları Esirgeme Derneği”nce çalıştırılan şüheda ve muhacirin kız çocuklarıyla evlad-ı yetimenin imal ettikleri buluzlar, çamaşırlar teşhir edileceğinden teşrif-i aliyyeleriyle kıymetli vatan yavrularını daha ziyade çalışmağa tergib ve teşvik buyurmaları secaya-yı ber-güzide-i alicenabanelerinden müsterhimdir efendim

Sergi

Bayezid’de Türk Ocağında Ramazan-ı şerifin (15)nci gününden (25)nci gününe kadar her gün saat (1)den gece (12)ye kadar açıktır.

Belge 4

Belge yer numarası: COA TS.MA.e 1411-20-1-2

Sergi Davetiyesi zarfı

Topkapu sarayı hümayun

Topkapu sarayı hümayun baş-katibi

İzzetlü İzzet beyefendiye

Belge 5

Belge yer numarası: COA DH.KMS 36-15-5

Tarih: 19 Kanun-ı sani sene 1331 (1 Şubat 1916)

Telgraf

Dahiliye Nazırı Talat Beyefendi Hazretlerine

Konya’nın çoktan beri muhtaç olduğu Terbiye-i Bedeniye Ocağı istiklal-i milliyemizin yevmi müneccili olan bugün te’sis edilerek resmi küşadı icra olunmuştur maksadımız Anadolu muhitinde terbiye-i bedeniye esasını neşretmektir. Osmanlı cengaverliğini temsil eden an’anat ve mümaresatı ihyaya çalışacağız Konya Yiğitler Ocağı fahri başbuğluğunun taraf-ı devletlerinden kabul buyrulmasını kendisi içün müntehay-ı fahr ü şeref addediyor muvafakat-ı rahimanelerinin bütün Konya gençliğini müstağrak-ı şükran bırakacağını arz ederiz.

Müessislerden Burhaneddin

Belge 6

Belge yer numarası: COA DH.ŞFR59-183-1

Tarih: fi 20 Kanun-ı sani sene 1331 (2 Şubat 1916)

Dahiliye Nezareti Kalem-i Mahsus

Aydın Vilayetine

Konya Vilayetine (Şifre)

Konya Vilayetine

Aydın Vilayetine

Burhaneddin ve refiki imzasıyla Konya’dan, Türk Ocağı Reisi Şerif imzasıyla Aydın’dan çekilen 17 Kanun-ı sani sene 1331 (30 Ocak 1916) telgraf kopyasının mütala’asıyla Ocağın teşkilatı metin bir esasa müstenit midir? Müessisleri kimlerdir? Taleplerinin isafı muvafık mıdır? iş’arı mütemennadır fi 20 Kanun-ı sani sene 1331 (2 Şubat 1916)

Belge 7

Belge yer numarası: COA DH.KMS 36-15-5

Tarih: 25 Kanun-ı sani sene 1331 (7 Şubat 1916)

Dahiliye Nezareti Şifre Kalemi

İzmir Hükümeti         

20 Kanun-ı sani sene 1331 (2 Şubat 1916) Aydın’da teşekkül eden Türk Ocağının Reisi Şerif Efendi Mekteb-i Mülkiye mezunlarından ve esbak kaymakamlardan olup safça deruhte ettiği işlerde başkasının zekasından istifadeye muhtaç bir adam olduğu ve mezkur Ocağın her taraftaki Türk Ocaklarının programı dairesinde teşekkül ettiği ve Konya’dan telgraf çekenlerin vilayet-i müşarünileyhadan istilam buyrulması fi 25 Kanun-ı sani sene 1331 (7 Şubat 1916)

Vali

Rahmi

Belge 8

Belge yer numarası: COA DH.EUM.6.şb 17-3

Dahiliye Nezareti Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti

Tarih: 20 Haziran sene 1333

Dahiliye Nazırından Müsteşar Abdülhalim Beyle İstanbul Polis Müdür-i Umumisi Ahmet Beye

Hülasa:

Ramazan esnasında Fevziye sokağındaki arsada Türk Ocağı bahçesi dahilinde ayrı binada sinema ira’e olunacağına dair / Müsta’celdir

Ramazan esnasında Şehzadebaşında Fevziye Sokağındaki inşa ettikleri binada (..) Türk Ocağı bahçesi dahilinde ayrı bir binada hanımlara sinema ira’esine müsaade edilmesine dair Şark Sinema (..) Şirketi Meclis İdaresinden Reis-i Sani Celal Sahir Türk Ocağı İdare Heyeti Azası Celal Sahir imzalarıyla verilen iki kıta arz-ı hal leffen irsal kılınmakla lazım gelen melfuzların iadesi tavsiye-i maruzdur efendim

 

Belge 9

Belge yer numarası: COA MF.MKT 1228-26-1

Bab-ı Ali

Dahiliye Nezareti Şifre Kalemi aded: 2504

Tarih: 7 Ağustos sene 1333 (7 Ağustos 1917)

Maarif Nezareti Celilesine

Malum-ı devletleri olduğu üzere geçen sene bir maksad-ı siyasi ile cebel-i Düruz’dan İstanbul’a birçok muteberan ve müteneffizan çocuklarını gönderdim bunların bilcümle ihtiyaçlarını temin ve benim bildirdiğim nokta-i nazar dahilinde idaresine Türk Ocağını memur ettim haber aldığıma göre bu çocuklardan kısm-i azaminin devam eylediği İstanbul Sultanisi Müdürü çocuklar üzerinde Hamdullah Suphi Beyin vesayetini kabul etmemekte Hamdullah Suphi Beyin bu çocuklar için vasi telakki edilmesi ve mumaileyhin bilcümle ihtiyacat hakkındaki istizahlarıyla çocukların tahsil ve tarz-ı hareketlerine müteallik istizahlarının hüsn-i telakki edilmesi içün müdüriyete evamir-i lazime ita buyrulmasını rica ederim fi 7 Ağustos sene 1333 (7 Ağustos 1917)

Dördüncü Ordu Kumandanı

Ahmet Cemal

Dördüncü Ordu Kumandanı Cemal Paşa Hazretlerine

Umumi 231078

Hususi 908

Ne Türk Ocağı ne de Hamdullah Suphi Beyin mektep idaresi kadar şayan-ı itimat olamayacaklarından gönderilen çocukların velayeti vazifesinin mektebe tevdisi zaruridir ba-husus Hamdullah Suphi Beyin müdahalesi çocukların itaat ve terbiyesini ihlal ettiğinden hiç caiz değildir ihtiyacata ait hususatın mektep tarafından doğruca zat-ı aliyyelerine arz-ı tebliğ edilmiştir fi 11 Ağustos sene 1333 (11 Ağustos 1917)

Belge 10

Belge yer numarası: COA BEO 4566-342378-3

Tarih: 12 Nisan sene 1335 (12 Nisan 1919)

Makam-ı Sadaret-i Uzmaya

Maruzatımdır

Dokuz seneden beri ilm-i asar-ı atika ve tabakatü’l-arz (jeoloji) çalışmış ve meslekte temini muvaffakiyet içün memleketlerin kısm-ı azamisinde tertibi seyahatlerde bulunarak tetebbuatıma esas olmak üzere de hususi ve müderrisi bir müze vücuda getirmiştim. 1329 senesi Beyrut Sultanisinin son sınıfında iken maskat-ı re’sm/merasim? olan Halep’te mevcut müzenin bir kısmını o zamanki zaruret-i fevkalade nakden mazhar-ı muavenetleri olduğum Halep Mektebi Sultaniyesi veres-i sani ulum-ı tabiiye muallimi Ahmet ve tarih muallimi Kemal beylere emaneten kendilerinden aldığım beş lirayı iade ettiğim zaman almak üzere de bırakmıştım. Tahsilimi müteakib seferberlik ilan edilmiş ve 1311 tevellüd hizmet-i maksure erbab-ı meyanında hizmet-i askeriyeye davet edilerek birkaç ay evveline kadar düçar-ı müzahim ve müşkülat olduğum gibi memlekete avdet ettiğimde müşkülat-ı kesretle elde ettiğim asarı istirdad etmeğe muvaffak olamamıştım uzun müddet çakerlerinden haber alamayan ve hüsn-i niyetleriyle teveccühleri olmayan isimleri marru’l-arz esatizem eşyamı bir heyet-i mahsusa ile Haleb’i ziyaret etmiş olan Türk Ocağı Reisi Hamdullah Suphi Beye hediye etmişlerdir. Bundan son zamanlarda malumatım oldu ve hakikat bütün eşyamı olduğu gibi Bayezid’de Türk Ocağı müessesesinde gördüm. Harp münasebetiyle gençlerin talimin-i ulumun uğradığı darbeye uğramış olan çakerleri meslek-i aslime intisab etmek ihtiyaç ve emel-i şedidinde bulunduğumda mütalaamı tatbikatıma medar-ı küllisi alacağım olan mezkur eşyamın müessese-i mezkureden istirdad ile nezdinize tesri’ adalet ve hakk-ı harimim namına istirham eylerim. Ol-babda emr ü ferman efendim hazretlerinindir

Fi 12 Nisan sene 1335 (12 Nisan 1919)

Pul

Beyrut Mektebi Sultanisi Mezunlarından (..)

 

Belge 11

Belge yer numarası: COA BEO 4566-342378-1

Daire-i Sadaret Umur-ı İdariye Kalemi

Tarih: 10 Recep sene 1337 / 12 Nisan sene 1335 (12 Nisan 1919)

Dahiliye ve Maarif Nezaret-i Aliyyelerine

Halep’te tesis ettiği hususi müzedeki eşyadan bir kısmını taht-ı silaha celp olunduğu sırada Halep Mektebi Sultanisi devre-i sani ulum-ı tabi’iye muallimi Ahmet ve tarih muallimi Kemal beylere tevdi’ ettiği halde eşyayı mezkurenin mumaileyha tarafından mukaddema bir heyet-i mahsusa ile Halep’e gitmiş olan Türk Ocağı Reisi Hamdullah Suphi Beye hediye edilmiş olduğundan ve bunların elyevm Türk Ocağında mevcut bulunduğundan bahis ile kendisine iade ve teslimi Beyrut Mektebi Sultanisi mezunlarından Kemal Bey tarafından verilen arz-ı halde istida olunmuş ve Maarif Nezareti aliyyesinden tebligat icra kılınmış olmakla nezaret-i müşarünileyha ile bi’l-muhabere iktizasının ifasına himmet

Ba-işaret-i aliye-i hazret-i müsteşarı

 

Belge 12

Belge yer numarası: COA BEO 4566-342378-5

Tarih: 20 Mayıs sene 1335 (20 Mayıs 1919)

Dahiliye Nezareti Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti Asayiş Şubesi

Aded: 972

Huzur-ı Ali-i Cenab-ı Sadaret-penahiye

Halep Sultanisi talebesinden Kemal Efendiye ait kitap ve sairenin ol-vakit muallim Rifat ve Kemal Beyler tarafından beş liraya satın alındığına dair

Maruz-ı çaker-kemineleridir

Şeref-varid olan 12 Nisan sene 1335 (12 Nisan 1919) tarihli ve 242278-472 numaralı tezkire-i samiye sadaret-penahileri ariza-i cevabiyesidir

Halep Sultanisi ulum-ı tabii muallim-i sabıkı ticaret mektebi aliyyesi muallimlerinden Ahmet Rifat beyin ifadesine nazaran mezkur Sultaniyenin leyli ve meccani talebesi iken bilahare Beyrut Sultanisine nakil eden Hidayet Kemal efendinin asar-ı atika namıyla topladığı birtakım kıymetsiz eşyaları seferberlikten bir sene evvel berayı  (..) geldiği zaman fakir haline ve ihtiyaç-ı şedidine binaen satmak isteyerek şuraya buraya ve hatta Fransız Konsolosuna kadar müracaat etmiş ise de kıymetsizliğine binaen almadığını ve bundan dolayı o zaman mezkur sultani muallimlerinden bulunan Ahmet Rifat ve Kemal beylere bi’l-müracaa mezkur eşyanın her ne mukabilinde olursa olsun iştirası suretiyle kendisine ibraz-ı muavenet edilmesini rica etmesi üzerine mahza muavenet maksadıyla beş Osmanlı altınına alınarak meblağ-ı mezburun o vakit mumaileyhe teslim ve eşyanın da üç dört sene sonra Haleb’e gelmiş olan Hamdullah Suphi Bey vasıtasıyla Türk Ocağı Müzesine ihda (hediye) edildiği ticaret mektebi aliyyesi müdüriyetinin iş’arına atfen Maarif Nezareti celilesinden varid olan tezkire-i cevabiyede izbar kılınmış olmakla ol-bada emr ü ferman hazreti veliyü’l-emrindir fi 20 Mayıs sene 1335 (20 Mayıs 1919)

Dahiliye Nazırı namına

Müsteşar

 

Belge 13

Belge yer numarası: COA DH.KMS 57-20-3

Bab-ı Feteva Daire-i Meşihat-ı İslamiye

Mektub-ı Kalemi

Aded: 68

Tarih: 22 Rabiul-evvel sene 1338 / 16 Kanun-ı evvel sene 1335 (15 Aralık 1919)

Dahiliye Nezareti celilesine

Devletlü Efendim Hazretleri

İsmail Hakkı Bey tarafından Bayezid’de küşad olunan Musiki-i Osmani Hanımlar Dershanesi menfaatine tahsis edilmek üzere Kemani Kevser Hanende Zehra Tanburi Şeref ve Udi İrfan hanımların ve diğer erkek musiki erbabından mürekkep bir heyet tarafından Kanun-ı evvelin on ikinci günü (12 Aralık 1919) Bayezid’de Türk Ocağı konferans salonunda kadın ve erkek yüzlerce sami’in karşısında icrayı ahenk edildiği evrak-ı havadiste müsadif nazar-ı teessüf olmuş ve bütün bilad-ı İslamiyenin tevcihi nazar etmiş olduğu darü’l-hilafe-i aliyyede adab ve şe’ayir-i islamiyeye bi’il-külliye muhalif olan ve yarı (dostu) müte’essir ve ağyarı mütehayyir (şaşkın) eyleyeceği tabii bulunan bu kabil şeylerin tekrar etmesi ve bunun da hayat-ı sanatta pek parlak bir tekamül namıyla yad edilerek evrak-ı havadiste neşredilmiş makam-ı hilafetin alem-i islam haiz bulunduğu mevki’-i mukaddesin şerefinin ihlaline ve bu gibi mugayir adab-ı İslamiye-yi ahvalden ve valayı mütemadiye vuku’ bulmakta olan şikayetin de tevalisine badi olacağı müslim bulunmuş olduğu cihetle muhazzir-i adidesi derkar bulunan bu misillü vukuat-ı gayr-i marziyenin adem-i tekerrürü esbabının istikmali ve darü’l-hikmet’il-islamiyeden ifade olunmuş ahali-i islamiyenin bir devre-i hüzün ve elem geçirmekte olduğu ve hakaik ve meali islamiyenin neşir ve tamimi ile uğraşıldığı şu devrede böyle hissiyat-ı İslamiyeyi rencide edecek (..) suduru ve evrak-ı havadisle neşri min küllil-vücuh gayr-i haiz bulunmuş olduğundan iktizayı halin ifasıyla beraber ba’dezin evrak-ı havadisle bu gibi şeylerin neşir olunmaması zımmında matbuat-ı umumiye müdüriyetine evamir-i lazime ita buyrulması himem-i celile-i (..) muntazırdır efendim fi 22 Rabiul-evvel sene 1338 / 16 Kanun-ı evvel sene 1335 (15 Aralık 1919)

Şeyhü’l-İslam

İbrahim

Belge 14

Belge yer numarası: COA DH.KMS 57-20-1

Tarih: 25 Kanun-ı Evvel sene 1335 (25 Aralık 1919)

Dahiliye Nezareti Kalem-i Mahsus Müdüriyeti

Polis Müdüriyeti Umumiyesine

Bayezid’de küşad olunan musiki-i Osmani hanımlar dersanesi

Bazı hanımlarla erkek musikişinasandan mürekkep bir heyet tarafından kanun-ı evvelin on ikinci günü Bayezid’de Türk Ocağında kadın ve erkek yüzlerce sami’in karşısında icrayı ahenk edildiği nazar-ı te’essüfle görüldüğünden ve ahali müslimenin bir devre-i hüzn ve elem geçirmekte olduğu şu sırada adab ve şe’ayir-i İslamiye’ye bi’l külliye mugayir bu gibi ahvalin vuk’u caiz olmadığından bahisle bu kabil kişilerin men-i tekrarı ve matbuatla teşhir ve ilan edilmemesi esbabın istikmali kudret-i mutazammın makam-ı meşihat-ı ulyadan tezkerenin sureti leffen irsal kılınmış olmakla iş’ara nazaran ifayı muktezası mütemennadır. 

KAYNAKLAR

Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi (COA)

– BEO 4566-342378-1, 3 ve 5

– DH.EUM.6.şb 17-3

– DH.İD 126-38-1 ve 3

– DH.KMS 36-15-5

– DH.KMS 57-20-1 ve 3

– DH.ŞFR59-183-1

– MF.MKT 1228-26-1

– TS.MA.e 1411-20-1-1 ve 2

– Akçura, Yusuf (1976), Üç Tarz-ı Siyaset, Ankara: Türk Tarih Kurumu

– Karaer, İbrahim (1992), Türk Ocakları, Ankara: Semih Ofset

– Karaer, İbrahim (2023), “Cumhuriyetin 100. Yılında Türk Ocakları (1912-1923)”, Cumhuriyet’in 100. Yılında Mersin, Konya: Şelale Ofset 

NOT: Kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.

Dr. İbrahim KARAER

Ankara, 5 Mart 2024

 

Yorum bulunmamaktadır.
Konu: TÜRK OCAKLARI HAKKINDA BELGELER (1912-1919)

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

‘Ortak Değerimiz Atatürk’ bildirisine destek ver

Millî ve manevi değerlerimize, başta Atatürk olmak üzere Türk büyüklerine, her türlü tarihî mirasımıza yönelik saldırılar nereden, kimden ve

Ortak Değerimiz Atatürk

ATATÜRK! TÜRK MİLLETİ SANA MİNNETTARDIR

Her millet, sahip olduğu değerlerle geleceğini inşa eder. Geleceğin harcı olan değerlerine sahip çıkan milletler, geçmişten ders çıkararak, gelecekte aynı hataların tekrar edilmemesi için millî bir hafıza oluşturur. Bu hafızanın en önemli değeri, Millî Mücadele’nin lideri ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e periyodik olarak uzun zamandır yapılan saldırılarla karşı karşıyayız. Bunların sonuncusu geçtiğimiz günlerde Ayasofya’da hem protokolün hem de milletimizin gözü önünde gerçekleşmiştir.

Bilindiği gibi bir esaret belgesi olan Sevr Antlaşması’nı tarihin çöplüğüne atan Mustafa Kemal Atatürk, bir savaş ve diplomasi kahramanı olarak, Fatih’in emaneti İstanbul’umuzu, başta Ayasofya olmak üzere, camileri ve tarihî eserleriyle yeniden milletimize kazandırmıştır. Yine Trakya ve Batı Anadolu’yu Yunanistan; Doğu Anadolu’yu da Ermenistan olmaktan kurtarmış, ezanımızı susturmamış, Misak-ı millî sınırları içinde Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştur.

Mustafa Kemal Atatürk, 3 Mart 1924’te, halkı aydınlatma, İslam’ın Kur’an’a göre yaşanmasını sağlama, ibadet ve ahlak esaslarıyla ilgili işleri yürütme, ibadet yerlerini yönetme görevlerini yerine getirmek üzere Diyanet İşleri Başkanlığını kurmuştur. Ayrıca Kur’an’ın tefsiri görevi Atatürk tarafından Elmalılı Hamdi Yazır’a verilmiş ve “Hak Dini Kur’an Dili” böylece ortaya çıkmıştır. Kur’an’ın Türkçe tefsiriyle Türkler, dinini öz kaynağından, kendi dillerinden okumaya ve öğrenmeye başlamışlardır.

Hâl böyleyken son yıllarda Millî Mücadele’mizin millî ve manevi mimarı Mustafa Kemal Atatürk, maalesef periyodik saldırılara maruz kalmaktadır. Bir millete sinsice düşmanlık etmenin yollarından biri, o milletin kahramanlarını itibarsızlaştırmaktır. Bunun en kolay yolu ise dinimizi kirli emellerine alet etmektir.

Son olarak Ayasofya’daki icazet töreninde bir imam Ayasofya’yı kastederek; anlatım bozukluklarıyla dolu “…Bu ve bu gibi mabetlerin mabet olarak kalması için inşa edilmiştir. Öyle bir zaman geldi ki bir asır gibi bir zaman içinde ezan ve namaz yasaklandı ve müze hâline çevrildi. Bunlardan daha zalim ve kâfir kim olabilir!… Yarabb’i bir daha bu zihniyetin bu milletin başına gelmesini mukadder buyurma!” gibi suç oluşturan ifadeler kullanmış ve haklı olarak bu söylem halkımızda büyük bir infiale yol açmıştır.

Atatürk, emperyalizmin ve yerli işbirlikçilerinin planlarını bozan bir lider olup Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ülkemizin en başta gelen birleştirici ve bütünleştirici unsurudur. Mustafa Kemal Atatürk’e üstü kapalı yapılan bu saldırı aslında onun silah arkadaşlarına, Türk milletinin birlik ve beraberliği ile Cumhuriyet’imize yöneliktir. Atatürk’e yapılan ve yapılacak olan saldırıların nihai hedefi Türk milletidir, Türk devletidir. Bu bakımdan bu ve benzeri saldırıların hedefinin Türk devleti ve milleti olduğu konusunda halkımızı uyarmayı, vatanını ve milletini seven bir grup olarak görev addederiz.

Hedeflerine ulaşmak için geçmişte de bazı cahil kimseleri kullananlar, bugün de aynı yöntemlerle hareket etmektedir. Bu son saldırının kaynağının da aynı güçler olduğu şüphesizdir. Millî ve manevi değerlerimize, başta Atatürk olmak üzere Türk büyüklerine, her türlü tarihî mirasımıza yönelik saldırılar nereden, kimden ve nasıl gelirse gelsin, millî birliğimizi asla bozamayacaktır. Aşağıda imzaları bulunan DTCF Birlik üyeleri ve Türk aydınları olarak bu çirkin ve kötü niyetli ifadeleri şiddetle kınıyor ve reddediyoruz.

DTCF Birlik Üyeleri

**İmza: **

Bildiriyi paylaşarak destek verebilirsiniz:

 

En çok beğenilenler

Giriş

Welcome to Typer

Brief and amiable onboarding is the first thing a new user sees in the theme.
Join Typer
Registration is closed.