İki yüz yıllık yenileşme tarihini edebiyat üzerinden bilmeden bugünü anlayamayız.

Edebiyatta yenileşmeyi Şinasi ile başlatırlar. Çok yönlü şair ve yazarlarımızdandır. Zor kabul edilir fikirleri vardır. “Milletim nev’-i beşerdir, vatanım rûy-i zemin” deyişi öyledir. Bu mısraıyla dünya vatandaşlığı teklif eder gibidir. Olacak şey değildi. O günün Türk toplumunda Şinasi‘yi eleştirdiler ama linç etmediler. Tevfik Fikret aynı sözü tekrar etti. Karşı çıkanlar, yine “Vurun! Öldürün!” demediler. Bu fikirler tartışıldı. Yeni hayat kurulmaya çalışılırken bu çalkantılar ortasında bir dil arandı.

Medrese-Tekke ikiliğinden başka bir fikir ayrışması tanımayan toplum, yeni bir bölünmeyi yaşamaya başladı. Kısa aralıklarla tartışmalar renk değiştirdi. Devletin ayakta kalma mücadelesinde yol arayışları hızlandı. Kimi böyle kurtuluruz, kimi şöyle kurtuluruz demeyi seçti. Türk olmayan Müslüman, hıristiyan unsurlar bir bir isyan ederek Osmanlı Türkiye’sinden ayrılınca işler değişti. Osmanlıcılık ve İslamcılık edenler Türkçülük’e döndüler.

 

Edebiyat olmazsa olmazlarıydı

Yeni Osmanlılar‘dan Ziya Paşa ve Namık Kemal şair ve yazardı. İslamcılardan Said Halim Paşa, Mehmet Âkif ve Eşref Edip şair ve yazardı. Sonradan bu iki akımı takip edenlerin de katıldığı Türkçülüğe mensup Süleyman Paşa, Ahmet Vefik Paşa, Şemseddin Sami, Ziya Gökalp ve Yahya Kemal‘e kadar yüzlerce isim şair ve yazardı. Ayrışanlar fikirde birleşmeseler de konuşmakta ve tartışmakta birleştiler. Bugünden bakınca düşmanlıklarına bile imrenilecek insanlardı.

Bu kamplaşmaya nasıl geldiğimizi o günlerden bugüne bakarak göreceğiz. Burada bazılarını hatırlamak yetecektir.

Recâîzade ile Muallim Nâci‘nin eski edebiyat-yeni edebiyat tartışması ilgi çekicidir. Bu iki büyük şair, eskiyle yeniyi tartışırken de bir aradaydılar. Her ikisinin kitabını inceleyenler, ortak noktalarının daha çok olduğunu görür. Çünkü dertleri edebiyat ve hayatımızdı.

Yahya Kemal, kendisini Dârülfünun‘a(Üniversiteye) aldıran(1916) Ziya Gökalp‘le hem beraberdi, hem de farklı düşünüyordu. Üniversitede “Türkçü Hizbin” içindeydi. Büyükada Yat Kulubü‘nde uzun uzun tartışıyorlardı. Ziya Bey, Yahya Kemal‘e “Kökün mazidedir âtî değilsin” demiştir. Yahya Kemal‘in, “Kökü mâzîde olan âtîyim” cevabı da oradadır. Bu kadar ayrı gibi görünen bakış farklarına rağmen bu iki büyük isim hep bir aradadır. Diğer şair ve yazarlarımızın farklı görüşleri de zaman zaman küskünlük ve dargınlıklara varsa da bir aradaydılar. Bir yayın havuzunda, üç beş merkezde, kulüpte, lokantada, evlerde, konaklarda beraberdiler.

 

“Öteki” öteye gitmeye başlıyor

Dikkat çekmek istediğim konu açık: Şinasi‘den beri gelen bu ayrılıklarda bugünkü manada bir kamplaşma yoktu. Aynı dergi ve gazetelerde yazabiliyorlardı. Cumhuriyet’le fikir gruplarının birbirine bakışları iyiden iyiye farklılaşmaya başladı. Artık, 1930’lara sayıca azlıkla gelen sol-sosyalist çizgi de kuvvetle belirmişti. Edebiyatta İslamcılık da belli belirsiz görünüyordu. Necip Fazıl, o yıllarda dine yönelince cesaretlendiler. Şair ve yazarlar arasında görüş değiştirmelerin de çoğaldığı bir dönemdi. Ahmet Bican Ercilasun‘dan okuduk: Atsız‘ın Orkun‘unda yazan Sabahattin Ali, bir süre sonra Nâzım Hikmet çizgisinde sosyalistliğini ilan edecekti. Fakat değişik anlayışlara ve hararetli tartışmalara rağmen birbirinin sanatını reddetme hâlâ yoktu. Akşamları yine beraber oturur, yer içer ve vatan kurtarırlardı. Bugünden bakarak kolay anlayamayacağımız bir durumdu. Bitmeyen çalkalanmalar içinde farklı düşünceler, farklı insanlar, açtıkları yollarda yanyana yürürlerdi.

Türkiye’nin 3. Selim‘den beri devam eden fikir ayrılıklarının ayrışarak keskinleşmesi bu yıllardadır. Atatürk sonrasını bu bakımdan iyi anlamak lazımdır. Tanzimat‘la başlayan Kültür değişmeleri, 1940’larda Batı kültürünün ağırlığının benimsenmesiyle devlet tarafından hızlandırıldı. Bununla beraber, aykırı görüşlerde olanlara da itibar edildiğini biliyoruz.  Yani, kamplaşma duvarları henüz tam örülmüş değildir.  Mesela, Türk tarihini bileceğiz, kültürünü yenileştireceğiz ve dünya ile de yakın olacağız düşüncesinde devam eden Yahya kemal el üstünde tutulmasa da sistemin dışında değildir. Düşündükleri ve şiiri, yazıları, konuşmaları, devletin kültür politikalarına terstir. Buna rağmen saygı görür. Hikâyeci-romancı Mahmut Şevket Esendal CHP Genel Sekreteridir. Nurullah Ataç‘tan sonra devlette kültür hayatına yön veren odur. Yahya Kemal‘in ne büyük bir değer olduğunu takdir edecek bir değerdir. İstanbul âşığı dev sanatkâr 1945’de onun isteğiyle İstanbul milletvekili seçilir.  İnönü Şiir ödülü de o’na verilmiştir. 1948’de yeni kurulan Pakistan’a giden ilk elçimiz de Yahya Kemal‘dir. Bunları zaman zaman açacağız.

Kutuplaşmanın tarihi köklerini bilmeden bugünü konuşamayız. Bu hatırlatmaları son bir yazıyla bugüne bağlayacağım.

Kaynak Yeniçağ: Değişemedikçe birleşemedik – A. Yağmur TUNALI

Contributor
Yorum bulunmamaktadır.
Konu: Değişemedikçe birleşemedik

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

‘Ortak Değerimiz Atatürk’ bildirisine destek ver

Millî ve manevi değerlerimize, başta Atatürk olmak üzere Türk büyüklerine, her türlü tarihî mirasımıza yönelik saldırılar nereden, kimden ve

Ortak Değerimiz Atatürk

ATATÜRK! TÜRK MİLLETİ SANA MİNNETTARDIR

Her millet, sahip olduğu değerlerle geleceğini inşa eder. Geleceğin harcı olan değerlerine sahip çıkan milletler, geçmişten ders çıkararak, gelecekte aynı hataların tekrar edilmemesi için millî bir hafıza oluşturur. Bu hafızanın en önemli değeri, Millî Mücadele’nin lideri ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e periyodik olarak uzun zamandır yapılan saldırılarla karşı karşıyayız. Bunların sonuncusu geçtiğimiz günlerde Ayasofya’da hem protokolün hem de milletimizin gözü önünde gerçekleşmiştir.

Bilindiği gibi bir esaret belgesi olan Sevr Antlaşması’nı tarihin çöplüğüne atan Mustafa Kemal Atatürk, bir savaş ve diplomasi kahramanı olarak, Fatih’in emaneti İstanbul’umuzu, başta Ayasofya olmak üzere, camileri ve tarihî eserleriyle yeniden milletimize kazandırmıştır. Yine Trakya ve Batı Anadolu’yu Yunanistan; Doğu Anadolu’yu da Ermenistan olmaktan kurtarmış, ezanımızı susturmamış, Misak-ı millî sınırları içinde Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştur.

Mustafa Kemal Atatürk, 3 Mart 1924’te, halkı aydınlatma, İslam’ın Kur’an’a göre yaşanmasını sağlama, ibadet ve ahlak esaslarıyla ilgili işleri yürütme, ibadet yerlerini yönetme görevlerini yerine getirmek üzere Diyanet İşleri Başkanlığını kurmuştur. Ayrıca Kur’an’ın tefsiri görevi Atatürk tarafından Elmalılı Hamdi Yazır’a verilmiş ve “Hak Dini Kur’an Dili” böylece ortaya çıkmıştır. Kur’an’ın Türkçe tefsiriyle Türkler, dinini öz kaynağından, kendi dillerinden okumaya ve öğrenmeye başlamışlardır.

Hâl böyleyken son yıllarda Millî Mücadele’mizin millî ve manevi mimarı Mustafa Kemal Atatürk, maalesef periyodik saldırılara maruz kalmaktadır. Bir millete sinsice düşmanlık etmenin yollarından biri, o milletin kahramanlarını itibarsızlaştırmaktır. Bunun en kolay yolu ise dinimizi kirli emellerine alet etmektir.

Son olarak Ayasofya’daki icazet töreninde bir imam Ayasofya’yı kastederek; anlatım bozukluklarıyla dolu “…Bu ve bu gibi mabetlerin mabet olarak kalması için inşa edilmiştir. Öyle bir zaman geldi ki bir asır gibi bir zaman içinde ezan ve namaz yasaklandı ve müze hâline çevrildi. Bunlardan daha zalim ve kâfir kim olabilir!… Yarabb’i bir daha bu zihniyetin bu milletin başına gelmesini mukadder buyurma!” gibi suç oluşturan ifadeler kullanmış ve haklı olarak bu söylem halkımızda büyük bir infiale yol açmıştır.

Atatürk, emperyalizmin ve yerli işbirlikçilerinin planlarını bozan bir lider olup Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ülkemizin en başta gelen birleştirici ve bütünleştirici unsurudur. Mustafa Kemal Atatürk’e üstü kapalı yapılan bu saldırı aslında onun silah arkadaşlarına, Türk milletinin birlik ve beraberliği ile Cumhuriyet’imize yöneliktir. Atatürk’e yapılan ve yapılacak olan saldırıların nihai hedefi Türk milletidir, Türk devletidir. Bu bakımdan bu ve benzeri saldırıların hedefinin Türk devleti ve milleti olduğu konusunda halkımızı uyarmayı, vatanını ve milletini seven bir grup olarak görev addederiz.

Hedeflerine ulaşmak için geçmişte de bazı cahil kimseleri kullananlar, bugün de aynı yöntemlerle hareket etmektedir. Bu son saldırının kaynağının da aynı güçler olduğu şüphesizdir. Millî ve manevi değerlerimize, başta Atatürk olmak üzere Türk büyüklerine, her türlü tarihî mirasımıza yönelik saldırılar nereden, kimden ve nasıl gelirse gelsin, millî birliğimizi asla bozamayacaktır. Aşağıda imzaları bulunan DTCF Birlik üyeleri ve Türk aydınları olarak bu çirkin ve kötü niyetli ifadeleri şiddetle kınıyor ve reddediyoruz.

DTCF Birlik Üyeleri

**İmza: **

Bildiriyi paylaşarak destek verebilirsiniz:

 

En çok beğenilenler

Giriş

Welcome to Typer

Brief and amiable onboarding is the first thing a new user sees in the theme.
Join Typer
Registration is closed.