Vehbi Zeki Serter, 7 Nisan 1938’de Lefkoşa’da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Lefkoşa’da tamamladı. Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümünden birincilikle mezun oldu. Kıbrıs’a dönüp bir süre tarih öğretmenliği yaptıktan sonra, müfettiş, başmüfettiş ve Teftiş Dairesi Müdürü olarak çalıştı.

1972’de Ankara Üniversitesi’nde doktora çalışmasını tamamladı ve tarih doktoru ünvanını aldı.

Kıbrıs Türk kültür hayatı ve siyasetinde de önemli bir yeri vardı. 1985, 1990, 1993 (erken seçim) ve 1998 seçimlerinde UBP’den Lefkoşa Milletvekili seçildi. 30 Haziran 1993-25 Aralık 1993 ve 2 Ekim2001-26 Aralık 2003 tarihleri arasında iki kez Cumhuriyet Meclisi Başkanlığı görevinde bulundu. 1997’de Atatürk Kültür Merkezi Şeref  Üyesi oldu.

Lefke Avrupa Üniversitesi Tarih Bölümü’nde birlikte çalıştığı Doç.Dr. İhsan Tayhani, Vehbi Zeki Serter’i  şöyle tanıtıyor: “O, bir Türkiye sevdalısı ve eşsiz bir yurtseverdi. Kıbrıs Türk toplumunun çektiği acıları çok iyi biliyordu. Bu nedenle çok genç yaşta, henüz 21 yaşında iken TMT’ye girmiş, Kıbrıs Türk toplumunun sancılı yıllarında, 1963- 1969 yılları arasında Mücahit Komutanlığı yapmış,1974 Mutlu Barış Harekâtı’nda Mehmetçik ile omuz omuza savaşmış ve toplumuna olan borcunu canını ortaya koyarak eylemli bir biçimde ödemiştir.

Bunları pek anlatmazdı. Bir biçimde sözü açıldığında da kendisini arka plana çekerek anlatırdı.”

Mesai arkadaşı Dr. Nazım Muradov da –Doç. Dr. Tayhani’nin mülakatından da yararlanarak- şunları yazıyor: “Türk nakliye uçaklarının, Harekât’a katılacak askerleri paraşütle Kırnı-Pınarbaşı bölgesine bırakmasıyla birlikte Tabur Komutan Yardımcısı Vehbi Zeki Serter, Paraşütçü Öncü Birliği’ni tabur adına karşılamakla görevlendirilir. Rahmetli Serter bu onurlu görevin heyecanını şöyle aktarıyor: ‘Aman Tanrım! Bu, bana ne büyük bir lütuftu. Kıbrıs’a ayak basan kahraman paraşütçülerimizin karşılanmasının bana nasip olacağını hiç düşünmemiştim. Tabur komutanının bu isteği üzerine ok yaydan çıkar misali ‘emredersiniz!’ dediğimi ve sağ elimde makinalı tabancam olduğu halde son süratle tarlaların içinden paraşütçülerimize doğru koşmaya başladığımı hatırlıyorum… Birden ‘Dur, kımıldama!’ diye bir ses işitiyorum… Hemen duruyorum… Bana kim olduğumu soruyorlar. Hemen arkasından daha sert bir ses ‘Ellerini kaldır!.. Kımıldarsan vururuz!..’ diyor. Ben ‘ateş etmeyin, mücahit komutanıyım, sizi karşılamaya geldim’ diyorum… İnce yapılı, orta boylu bir subay… tatmin olmuş ki bana ‘gel!’ işareti yapıyor. Koşar adımlarla subayın yanına doğru ilerliyorum. Kucaklaşıyoruz, her ikimiz de ağlıyoruz. Tam bu sırada yerde mevzilenmiş bulunan Mehmetçikler de geliyorlar yanımıza, hepsi kan ter içinde!.. Onlarla da tek tek kucaklaşıyoruz. Yılların hasreti içinde Mehmetçiklerimizi öpüyorum. Mehmetçiklerin hepsi de ağlıyorlar… Ben de hıçkıra hıçkıra ağlıyorum. Sevinç gözyaşları bunlar!.. ‘Büyük Allah’ım, bizlere bu günleri nasip ettiğin için sana şükürler olsun! diyorum.”

Vehbi Zeki Serter,  Kıbrıs Tarihi, Kıbrıs Mücadele Tarihi, Doğumunun 100.Yılında Atatürk, Kıbrıs’ta Rum-Yunan Saldırıları ve Soykırım, Adım Adım… Kıbrıs Cumhuriyeti gibi çok sayıda kitap ve makaleleriyle Türk kültür tarihine büyük bir katkıda bulunmuş iyi bir araştırmacıdır.

Bu dünyadan göç ettiği tarih 19 Haziran 2014’tür. Mezarı Lefkoşa’dadır.

Yorum bulunmamaktadır.
Konu: Bir Mücahidin Portresi: Vehbi Zeki Serter

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

‘Ortak Değerimiz Atatürk’ bildirisine destek ver

Millî ve manevi değerlerimize, başta Atatürk olmak üzere Türk büyüklerine, her türlü tarihî mirasımıza yönelik saldırılar nereden, kimden ve

Ortak Değerimiz Atatürk

ATATÜRK! TÜRK MİLLETİ SANA MİNNETTARDIR

Her millet, sahip olduğu değerlerle geleceğini inşa eder. Geleceğin harcı olan değerlerine sahip çıkan milletler, geçmişten ders çıkararak, gelecekte aynı hataların tekrar edilmemesi için millî bir hafıza oluşturur. Bu hafızanın en önemli değeri, Millî Mücadele’nin lideri ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e periyodik olarak uzun zamandır yapılan saldırılarla karşı karşıyayız. Bunların sonuncusu geçtiğimiz günlerde Ayasofya’da hem protokolün hem de milletimizin gözü önünde gerçekleşmiştir.

Bilindiği gibi bir esaret belgesi olan Sevr Antlaşması’nı tarihin çöplüğüne atan Mustafa Kemal Atatürk, bir savaş ve diplomasi kahramanı olarak, Fatih’in emaneti İstanbul’umuzu, başta Ayasofya olmak üzere, camileri ve tarihî eserleriyle yeniden milletimize kazandırmıştır. Yine Trakya ve Batı Anadolu’yu Yunanistan; Doğu Anadolu’yu da Ermenistan olmaktan kurtarmış, ezanımızı susturmamış, Misak-ı millî sınırları içinde Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştur.

Mustafa Kemal Atatürk, 3 Mart 1924’te, halkı aydınlatma, İslam’ın Kur’an’a göre yaşanmasını sağlama, ibadet ve ahlak esaslarıyla ilgili işleri yürütme, ibadet yerlerini yönetme görevlerini yerine getirmek üzere Diyanet İşleri Başkanlığını kurmuştur. Ayrıca Kur’an’ın tefsiri görevi Atatürk tarafından Elmalılı Hamdi Yazır’a verilmiş ve “Hak Dini Kur’an Dili” böylece ortaya çıkmıştır. Kur’an’ın Türkçe tefsiriyle Türkler, dinini öz kaynağından, kendi dillerinden okumaya ve öğrenmeye başlamışlardır.

Hâl böyleyken son yıllarda Millî Mücadele’mizin millî ve manevi mimarı Mustafa Kemal Atatürk, maalesef periyodik saldırılara maruz kalmaktadır. Bir millete sinsice düşmanlık etmenin yollarından biri, o milletin kahramanlarını itibarsızlaştırmaktır. Bunun en kolay yolu ise dinimizi kirli emellerine alet etmektir.

Son olarak Ayasofya’daki icazet töreninde bir imam Ayasofya’yı kastederek; anlatım bozukluklarıyla dolu “…Bu ve bu gibi mabetlerin mabet olarak kalması için inşa edilmiştir. Öyle bir zaman geldi ki bir asır gibi bir zaman içinde ezan ve namaz yasaklandı ve müze hâline çevrildi. Bunlardan daha zalim ve kâfir kim olabilir!… Yarabb’i bir daha bu zihniyetin bu milletin başına gelmesini mukadder buyurma!” gibi suç oluşturan ifadeler kullanmış ve haklı olarak bu söylem halkımızda büyük bir infiale yol açmıştır.

Atatürk, emperyalizmin ve yerli işbirlikçilerinin planlarını bozan bir lider olup Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ülkemizin en başta gelen birleştirici ve bütünleştirici unsurudur. Mustafa Kemal Atatürk’e üstü kapalı yapılan bu saldırı aslında onun silah arkadaşlarına, Türk milletinin birlik ve beraberliği ile Cumhuriyet’imize yöneliktir. Atatürk’e yapılan ve yapılacak olan saldırıların nihai hedefi Türk milletidir, Türk devletidir. Bu bakımdan bu ve benzeri saldırıların hedefinin Türk devleti ve milleti olduğu konusunda halkımızı uyarmayı, vatanını ve milletini seven bir grup olarak görev addederiz.

Hedeflerine ulaşmak için geçmişte de bazı cahil kimseleri kullananlar, bugün de aynı yöntemlerle hareket etmektedir. Bu son saldırının kaynağının da aynı güçler olduğu şüphesizdir. Millî ve manevi değerlerimize, başta Atatürk olmak üzere Türk büyüklerine, her türlü tarihî mirasımıza yönelik saldırılar nereden, kimden ve nasıl gelirse gelsin, millî birliğimizi asla bozamayacaktır. Aşağıda imzaları bulunan DTCF Birlik üyeleri ve Türk aydınları olarak bu çirkin ve kötü niyetli ifadeleri şiddetle kınıyor ve reddediyoruz.

DTCF Birlik Üyeleri

**İmza: **

Bildiriyi paylaşarak destek verebilirsiniz:

 

En çok beğenilenler

Giriş

Welcome to Typer

Brief and amiable onboarding is the first thing a new user sees in the theme.
Join Typer
Registration is closed.