DTCF’de lisans tezlerini verme dönemindeyiz. Arkadaşlarımız canhıraş bir şekilde çalışıyor. Zamanında tezlerini veremezlerse sene uzayacak vs. Bazı arkadaşlarımız tez işini erken kıvırmış, zamanında teslim etmişler; bazıları ise çok derin konulara el attığı, geceler boyu vatan kurtardıkları için verilen süre içerisinde yetiştirememiş. Tabii yetiştirebilenler, yetiştiremeyenlere yardımcı oluyor. Arkadaşlarımızdan biri kulakları çınlasın, tezini yetiştiremeyenlerden. Hiç ses seda çıkmıyor, çalışıp duruyor ama bir türlü tez işi üremiyor; belki sene kaybedecek. Duyduk ki iş uzayacak, buna bir çözüm bulalım dedik.

Neyse çok hacimli tezin yazılması lazım. Bir daktilo ile yazmaktansa 8-10 daktilo bulalım ve hep birlikte bir günde bitirelim. Arkadaşımızın Aydınlıkevler’deki evinde on-on beş kişi (belki daha fazla) toplandık. Biraz daktilo bulduk. Bir yandan fişlere geçirilmiş bilgiler tasnif ediliyor, bir yandan da daktilosu iyi olan arkadaşlar oturdular, yazıyorlar. Bana da oraya toplanmış ama hepsi de kurtlar gibi aç olan cemaati doyurmak için aşçılık yapma görevi düştü. Ama ne görev. Zaten çoğu zaman karnımız doymuyor, cep delik, cepken delik. Evlerde kalan arkadaşlarımız gözümüzde paşalar gibi gözüküyor. O gün oraya gelenlerin çoğu da bizim gibi sürekli aç olan ve fırsatını buldu mu bir dostuna yamananlardan! Hani Şeyh Şadi Şirazi ne demişti: Dostunun sofrasında ne varsa sil süpür, düşmanın kapısını asla çalma! İşte o söz mucibince dostlarımızın sofrasında ne var ne yok silip süpürüyoruz! Aşçılık zor iş vesselam.

Az buçuk bekar hayatı yaşamışlığımız var ya! Mecburen görevi üstlendik. Elimiz de ilim işlerinden çok gereksiz işlere yatkın. Bir de laf olsun diye iddia ediyoruz ki, yumurtanın yirmi çeşit yemeğini yapmasını biliriz filan. Halbuki bildiğimiz, haşlama yumurta, yağda yumurta, kıymalı yumurta, sucuklu yumurta, patates oturtması vs. gibi eften püften şeyler. Neyse, mutfağa daldım. Mutfakta birkaç domates, birkaç biber, birkaç yumurta, biraz soğan, biraz yağ, epeyi bir bayat ekmek var. Cepte de para yok ki gidip bir şeyler alıp ortaya mükellef bir sofra kuralım!

Kara kara düşünüyorum. O kadar çalışkan ve hizmet üreten ve aç adamı nasıl doyurmalı diye. Aklıma Tirit yapmak geldi. Ocağa tencereyi koydum. Mevcutları kavurdum, su koydum, pişirdim, yumurtaları kırdım. Abartmıyorum, evde ne var ne yoksa hepsini tiridin yapımında kullandım. Tepsiye de bayat ekmekleri dizdim.

Yemeğin hazır olduğu, evin hayatındaki(salon) faaliyetlere ara verilmesi konusunda herkesi uyardım. Daktilolar bir kenara alındı. Siniler serildi. Ortaya kaşıklar geldi. Tepsi içinde kuru ekmekler. Herkes ne yiyeceğini merak ediyor. “Yemekte ne var?” diye soruyorlar. Ben de şaşırtmak için bekleyin görürsünüz diyorum. Mutfaktan muzaffer bir komutan edasıyla, elimde nihayetinde içi su dolu olan tencere ile geldim. Ekmeklerin üzerine bu suyu dökmeye başladım.

Arkadaşlardan biri -Okul başkanımız rahmetli Rasim Uzun- demez mi:

– “Ben ıslanmış ekmek sevmem!”

Milletin ve benim durumumu tahmin edersiniz.

Selam ve sevgilerimle.

25.09.2009

http://arslanevi.blogspot.com/
Contributor
Do you like Arslan KÜÇÜKYILDIZ's articles? Follow on social!
Yorum bulunmamaktadır.
Konu: Tirit

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

‘Ortak Değerimiz Atatürk’ bildirisine destek ver

Millî ve manevi değerlerimize, başta Atatürk olmak üzere Türk büyüklerine, her türlü tarihî mirasımıza yönelik saldırılar nereden, kimden ve

Ortak Değerimiz Atatürk

ATATÜRK! TÜRK MİLLETİ SANA MİNNETTARDIR

Her millet, sahip olduğu değerlerle geleceğini inşa eder. Geleceğin harcı olan değerlerine sahip çıkan milletler, geçmişten ders çıkararak, gelecekte aynı hataların tekrar edilmemesi için millî bir hafıza oluşturur. Bu hafızanın en önemli değeri, Millî Mücadele’nin lideri ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e periyodik olarak uzun zamandır yapılan saldırılarla karşı karşıyayız. Bunların sonuncusu geçtiğimiz günlerde Ayasofya’da hem protokolün hem de milletimizin gözü önünde gerçekleşmiştir.

Bilindiği gibi bir esaret belgesi olan Sevr Antlaşması’nı tarihin çöplüğüne atan Mustafa Kemal Atatürk, bir savaş ve diplomasi kahramanı olarak, Fatih’in emaneti İstanbul’umuzu, başta Ayasofya olmak üzere, camileri ve tarihî eserleriyle yeniden milletimize kazandırmıştır. Yine Trakya ve Batı Anadolu’yu Yunanistan; Doğu Anadolu’yu da Ermenistan olmaktan kurtarmış, ezanımızı susturmamış, Misak-ı millî sınırları içinde Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştur.

Mustafa Kemal Atatürk, 3 Mart 1924’te, halkı aydınlatma, İslam’ın Kur’an’a göre yaşanmasını sağlama, ibadet ve ahlak esaslarıyla ilgili işleri yürütme, ibadet yerlerini yönetme görevlerini yerine getirmek üzere Diyanet İşleri Başkanlığını kurmuştur. Ayrıca Kur’an’ın tefsiri görevi Atatürk tarafından Elmalılı Hamdi Yazır’a verilmiş ve “Hak Dini Kur’an Dili” böylece ortaya çıkmıştır. Kur’an’ın Türkçe tefsiriyle Türkler, dinini öz kaynağından, kendi dillerinden okumaya ve öğrenmeye başlamışlardır.

Hâl böyleyken son yıllarda Millî Mücadele’mizin millî ve manevi mimarı Mustafa Kemal Atatürk, maalesef periyodik saldırılara maruz kalmaktadır. Bir millete sinsice düşmanlık etmenin yollarından biri, o milletin kahramanlarını itibarsızlaştırmaktır. Bunun en kolay yolu ise dinimizi kirli emellerine alet etmektir.

Son olarak Ayasofya’daki icazet töreninde bir imam Ayasofya’yı kastederek; anlatım bozukluklarıyla dolu “…Bu ve bu gibi mabetlerin mabet olarak kalması için inşa edilmiştir. Öyle bir zaman geldi ki bir asır gibi bir zaman içinde ezan ve namaz yasaklandı ve müze hâline çevrildi. Bunlardan daha zalim ve kâfir kim olabilir!… Yarabb’i bir daha bu zihniyetin bu milletin başına gelmesini mukadder buyurma!” gibi suç oluşturan ifadeler kullanmış ve haklı olarak bu söylem halkımızda büyük bir infiale yol açmıştır.

Atatürk, emperyalizmin ve yerli işbirlikçilerinin planlarını bozan bir lider olup Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ülkemizin en başta gelen birleştirici ve bütünleştirici unsurudur. Mustafa Kemal Atatürk’e üstü kapalı yapılan bu saldırı aslında onun silah arkadaşlarına, Türk milletinin birlik ve beraberliği ile Cumhuriyet’imize yöneliktir. Atatürk’e yapılan ve yapılacak olan saldırıların nihai hedefi Türk milletidir, Türk devletidir. Bu bakımdan bu ve benzeri saldırıların hedefinin Türk devleti ve milleti olduğu konusunda halkımızı uyarmayı, vatanını ve milletini seven bir grup olarak görev addederiz.

Hedeflerine ulaşmak için geçmişte de bazı cahil kimseleri kullananlar, bugün de aynı yöntemlerle hareket etmektedir. Bu son saldırının kaynağının da aynı güçler olduğu şüphesizdir. Millî ve manevi değerlerimize, başta Atatürk olmak üzere Türk büyüklerine, her türlü tarihî mirasımıza yönelik saldırılar nereden, kimden ve nasıl gelirse gelsin, millî birliğimizi asla bozamayacaktır. Aşağıda imzaları bulunan DTCF Birlik üyeleri ve Türk aydınları olarak bu çirkin ve kötü niyetli ifadeleri şiddetle kınıyor ve reddediyoruz.

DTCF Birlik Üyeleri

**İmza: **

Bildiriyi paylaşarak destek verebilirsiniz:

 

En çok beğenilenler

Giriş

Welcome to Typer

Brief and amiable onboarding is the first thing a new user sees in the theme.
Join Typer
Registration is closed.