Ramiz Ongun beyin Genel başkanlığındaki yönetimde bende vardım. 1975 Temmuzunda Anamur’a gitmeyip Ankara’da kalmıştım. Hemen her gün Genel Merkeze gidiyordum. Yanılmıyorsam bir pazartesi günü başkan yardımcısı Türkmen Onur bey “bir kaç gün partinin santralın bakacaksın” dedi. Santrala bakan kız (sanırım adı Hülya idi) hafta sonu pikniğe gittiği Çubuk barajında ayağına kazık batmış, ev istirahati gerekiyormuş.

Türkmen beye, “ben santral işini yapamam” dedimse de ikna edemedim. “Tarif edeceğiz yapacaksın” dedi.

Partinin ikinci binasının üst katına çıktık. Başbuğun odasının yanındaki santral odasına girdik. Tarif başladı. Benim ilk defa gördüğüm sandığımsı bir şey. “İşte bu santral, çalınca şu ahizeyi kaldırıp konuşacaksın. Şu fişi, arayan kiminle görüşmek istiyorsa ona bağlayacaksın”(tabi santralde her görevliye bağlantı kurulacak bir fiş yer var). Sakın bundan Başbuğla bağlantı yapma!”

Orada tek bir telefon daha var. “Bu çalınca ahizeyi kaldır, Başbuğla görüşmek istendiği söylenirse, bağlama, beklemeye al. Başbuğun kapısını çal, içeriden gel sesi gelirse gir. Kimin kendileriyle görüşmek istediniz söyle, bağla derse bağla”. Eh, anlar gibi oldum.

Başbuğ, birinci cephe hükümetinde Başbakan Yardımcısı. Aynı gün, Başbuğ Başbakanlık’tan geldi. Bir müddet sonra özel telefon çaldı. Bende bir heyecan, her şeyi unuttum. Başbuğun odasına izin almadan, telefonu bağladım.

Az sonra kapısının üzerindeki zil çaldı. Anladım ki, çağırılıyorum. Bet beniz attı, adeta dizlerimin bağı çözüldü. Mecbur, kapısını tıklatıp içeri girdim.

Kızgınlığını da belli ederek “sen de kimsin” diyerek (gürledi mi desem). “Efendim, santralde ben vardım, telefonu yanlışlıkla bağladım” diyebildim.

“Senin santralde ne işin var” dedi.

Hülya hanımın durumunu anlatıp, santral de görevlendirildiğimi söyledim.

Munis, sevecen bir ses tonu ile “tamam evladım, bir daha dikkat et, çıkabilirsin” dedi.. Makamından çıkarken biraz rahatlamıştım, ama her yanımı ter basmıştı. Malum, Başbuğ Türkeş “prensiplerine katı, sosyal ilişkilerinde munisti. Bunu yaşadım.

Hikmet Mert

Contributor
Yorum bulunmamaktadır.
Konu: SANTRAL GÖREVİ ve BAŞBUĞ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

‘Ortak Değerimiz Atatürk’ bildirisine destek ver

Millî ve manevi değerlerimize, başta Atatürk olmak üzere Türk büyüklerine, her türlü tarihî mirasımıza yönelik saldırılar nereden, kimden ve

Ortak Değerimiz Atatürk

ATATÜRK! TÜRK MİLLETİ SANA MİNNETTARDIR

Her millet, sahip olduğu değerlerle geleceğini inşa eder. Geleceğin harcı olan değerlerine sahip çıkan milletler, geçmişten ders çıkararak, gelecekte aynı hataların tekrar edilmemesi için millî bir hafıza oluşturur. Bu hafızanın en önemli değeri, Millî Mücadele’nin lideri ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e periyodik olarak uzun zamandır yapılan saldırılarla karşı karşıyayız. Bunların sonuncusu geçtiğimiz günlerde Ayasofya’da hem protokolün hem de milletimizin gözü önünde gerçekleşmiştir.

Bilindiği gibi bir esaret belgesi olan Sevr Antlaşması’nı tarihin çöplüğüne atan Mustafa Kemal Atatürk, bir savaş ve diplomasi kahramanı olarak, Fatih’in emaneti İstanbul’umuzu, başta Ayasofya olmak üzere, camileri ve tarihî eserleriyle yeniden milletimize kazandırmıştır. Yine Trakya ve Batı Anadolu’yu Yunanistan; Doğu Anadolu’yu da Ermenistan olmaktan kurtarmış, ezanımızı susturmamış, Misak-ı millî sınırları içinde Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştur.

Mustafa Kemal Atatürk, 3 Mart 1924’te, halkı aydınlatma, İslam’ın Kur’an’a göre yaşanmasını sağlama, ibadet ve ahlak esaslarıyla ilgili işleri yürütme, ibadet yerlerini yönetme görevlerini yerine getirmek üzere Diyanet İşleri Başkanlığını kurmuştur. Ayrıca Kur’an’ın tefsiri görevi Atatürk tarafından Elmalılı Hamdi Yazır’a verilmiş ve “Hak Dini Kur’an Dili” böylece ortaya çıkmıştır. Kur’an’ın Türkçe tefsiriyle Türkler, dinini öz kaynağından, kendi dillerinden okumaya ve öğrenmeye başlamışlardır.

Hâl böyleyken son yıllarda Millî Mücadele’mizin millî ve manevi mimarı Mustafa Kemal Atatürk, maalesef periyodik saldırılara maruz kalmaktadır. Bir millete sinsice düşmanlık etmenin yollarından biri, o milletin kahramanlarını itibarsızlaştırmaktır. Bunun en kolay yolu ise dinimizi kirli emellerine alet etmektir.

Son olarak Ayasofya’daki icazet töreninde bir imam Ayasofya’yı kastederek; anlatım bozukluklarıyla dolu “…Bu ve bu gibi mabetlerin mabet olarak kalması için inşa edilmiştir. Öyle bir zaman geldi ki bir asır gibi bir zaman içinde ezan ve namaz yasaklandı ve müze hâline çevrildi. Bunlardan daha zalim ve kâfir kim olabilir!… Yarabb’i bir daha bu zihniyetin bu milletin başına gelmesini mukadder buyurma!” gibi suç oluşturan ifadeler kullanmış ve haklı olarak bu söylem halkımızda büyük bir infiale yol açmıştır.

Atatürk, emperyalizmin ve yerli işbirlikçilerinin planlarını bozan bir lider olup Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, ülkemizin en başta gelen birleştirici ve bütünleştirici unsurudur. Mustafa Kemal Atatürk’e üstü kapalı yapılan bu saldırı aslında onun silah arkadaşlarına, Türk milletinin birlik ve beraberliği ile Cumhuriyet’imize yöneliktir. Atatürk’e yapılan ve yapılacak olan saldırıların nihai hedefi Türk milletidir, Türk devletidir. Bu bakımdan bu ve benzeri saldırıların hedefinin Türk devleti ve milleti olduğu konusunda halkımızı uyarmayı, vatanını ve milletini seven bir grup olarak görev addederiz.

Hedeflerine ulaşmak için geçmişte de bazı cahil kimseleri kullananlar, bugün de aynı yöntemlerle hareket etmektedir. Bu son saldırının kaynağının da aynı güçler olduğu şüphesizdir. Millî ve manevi değerlerimize, başta Atatürk olmak üzere Türk büyüklerine, her türlü tarihî mirasımıza yönelik saldırılar nereden, kimden ve nasıl gelirse gelsin, millî birliğimizi asla bozamayacaktır. Aşağıda imzaları bulunan DTCF Birlik üyeleri ve Türk aydınları olarak bu çirkin ve kötü niyetli ifadeleri şiddetle kınıyor ve reddediyoruz.

DTCF Birlik Üyeleri

**İmza: **

Bildiriyi paylaşarak destek verebilirsiniz:

 

En çok beğenilenler

Giriş

Welcome to Typer

Brief and amiable onboarding is the first thing a new user sees in the theme.
Join Typer
Registration is closed.